• Ana Sayfa
  • Ön Söz
  • TMS Vakaları
  • Psikiyatri Nedir?
  • Psikiyatrist Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • Hasta Vakaları
  • Ana Sayfa
  • Hakkında
  • T M S
  • Ruhsal Hastalıklar
  • Tedavi Çeşitleri
  • Videolar
  • Müzikle Tedavi Yöntemleri
  • Beyin Frekans Dalga Boyutları
  • Kekemelik Nedir?
  • İnsan Niçin Yalan Söyler?
  • Sevginin Nitelikleri
  • Radyasyonun Manyetik Etkisi
  • Azot Sarhoşluğu
  • Rüya Nedir?
  • Bipolar Bozukluk Nedir?
  • İletişim

     

               Rüya, yaşanan ve yaşanmayan olayların beş  duyu ile algılandığı biçimmiş gibi gece veya gündüz, uyku esnasında görülmesidir. Uykuda görüldüğü gibi uyanıkken de görülebilir. Uyanıkken görülmesi nörolojik ve psikiyatrik hastalık sebebi olabilir. Gece uyku esnasındaki  rüya hemen hemen herkes tarafından normal durum olarak algılanır.

                Rüyanın, çeşitlerinden ve oluş biçimlerinden söz edelim;

              Nitelik açısından, içinde bulunulan rüyalar, dışarıdan seyir edilen rüyalar diye ikiye  ayrılır. Tabii  rüyanın içinde veya dışında olup olmadığını vakalar hatırlayamayabilir. Freud ve yandaşları İslamiyet’in  ifade ettiği rüya yorumlarını  araklamak yoluyla, birde bunun içerisine cinselliği katarak yazmıştır. Ancak yazdıklarının nerede ise  doğru tarafı yoktur. Çünkü, cinsellik boyutunda ve odipus kompleksi konusunda o kadar ileri gitmişlerdir ki,  neredeyse anne karnından doğumla çıkmakta olan çocuk için bile, "anası ile ilişkiye girdiği.." kabul edilmiştir.

               Genel anlamda, rüyalar ikiye ayrıldıktan sonra her insan uykuda iken, bilinçaltı denilen şey devrede olduğundan niye rüyada insan dışarıdan olayları temaşa etmek lüksündedir. Çünkü bilinçsiz insan, kötü olarak kabul ettiği şeyleri dışarıdan birine yüklemek yerine, olayın içinde kendisi olma zorunluluğundadır. Hani uykudaki insan zaten bilinç altında iken niye riyakarlık ve gösteriş aşamasında olsun. Başka bir konu erkek olsun kadın olsun dünyadaki insanların cinsel eğilimleri ve alakaları  diğer konulara göre çok fazla olduğundan niye hep cinsel içerikli rüyalar görmeyiz de bazen ihtilam denilen rüyalanma hali oluşur. Bunun sebebini de kesinlikle açıklamak  mümkün değildir. Tüm bunların sebepleri açıklanırken, "insan istek ve arzuların hiçbir etkisi olmaz" demek te mümkün değildir. İnsanın rüya görme şekli genelde kişilik özellikleri ile ilintilidir. Çocukluk yaş grubunda, devamlı dış yaşamı gözleyerek gelişmekte olan çocuk,  olaylara devamlı dışarıdan bakma eğilimindedir. Hatta erkek ise dış yaşama herhangi bir sebeple kayması mümkün olabilmektedir. Yalnız  böyle özellikler sadece erkek için değildir.   Kadın için de aynı şeyler söz konusu olabilmektedir.  Rüyada kendisinin yüksekten düşmesi ve tren kamyon gibi şeylerin altında kalması suçluluk duygusundan meydana gelebilmektedir.

                Rüya konusunda dünya kuruldu kurulalı, insanlar çok şeyler söylemişlerdir. Çünkü, genelde insanların hemen hepsi, rüya görür. Rüya gören insan, ister cahil olsun, ister alim olsun rüya hakkında bir şeyler söyler. Çünkü, rüya görmekle bu hakkı elde etmiştir.

              Fakat doğrusu böyle midir? Tabii ki yapılan doğru değildir. Psikiyatride başta Freud olmak üzere, çoğu araştırmacılar rüya konusunu, İslamiyet’ten araklayıp, bazılarını doğru olarak, bazılarını ise kendi kafalarına göre yazmışlardır. İnsanlar, hiç bilmedikleri konuda konuşmazlar. Ancak yarım yamalak bildikleri konuda ahkâm kesmeye bayılırlar. Kendisine bu duygu verildiyse, konuşma hakkı da verilmiş demektir. Maalesef nörologlar olsun, psikiyatristler olsun rüya hakkında en ufak doğru bilgi vermemişlerdir.

                Beynin yapısı,  dünyanın manyetik yapısı, ölüm ve sonrası, insanın duygu ve düşünceleri,  asıl uykuda insanın girdiği tablo ayrıştırılamadığı için, rüya-hayal- gerçek gibi konular ayrı ayrı yorumlanamamıştır.

                Uykuda en temel özellik, beden ile beyin arasındaki ilişkinin kısmen  kesilmesidir.  Beyin ile vücut arasındaki ilişkinin kesilmesini, en doğru şekilde bizim yaratıcımız İslamiyet’te, uykuyu yarı ölmeye benzeterek anlatmıştır. Çünkü ruh, bedenden geçici olarak ayrılır.

                İnsan ölünce ne olur?

             Bu konuda, İslam alimlerinden İmamı Gazali hazretleri ölümü anlatırken; kabir hayatından detaylı olarak bahsetmiştir. Kabir hayatı gerçek hayatın başlangıcı, bir kapıdan diğer kapıya geçiş, ruhun cesetten  ayrılışıdır. Fakat kabir hayatının  dünya hayatına  kısmen benzediği, his, acı elem, keder gibi duyguların ölüye ızdırap  verdiği, bedene haşaratın verdiği zararın ölü tarafından hissedildiği, ancak hareket edilemediği, konuları detaylı olarak anlatılmaktadır.

              Burada dinin  esası ve kaideleri anlatılmayacaktır. Peki bu anlatılanlar nasıl olmaktadır? Ölüm için bir çok alim, gerçek hayatın başlangıcı  demişlerdir.Yani mecaz anlamda rüyadan uyanma olarak nitelemiştir. Bu ana bilgileri vermekten maksat insanın asıl yapısını tanımlamak amacıdır.

               İnsan bedenini ve hislerini, beyinde algılar.  Beş  duyu   ile hissetmeyiz. Beyinde onun alabileceği konusunda isteği olan kimse, 100 birimde, 10  birimde istekte bulunabilir. İstek miktarı alabileceği, kap miktarı ile orantılıdır. Kendi kapasitesi düşük ise alabileceği potansiyel farkı fazla olduğundan, istek ve arzusu o derece fazla olur. İnsanın, kap  birimi ne ile ölçülür?. Biz bunu kapasitör olarak nitelendirmiştik. Misal  olarak bunu adlandıramayız. Ancak byte cinsinden söyleyebiliriz.

              Burada enteresan bir konu söz konusudur;

            Beş duyudan gelen bilgiler bir yerde hafızalanırken, sadece biri veya ikisi çalışmadığında, diğer bilgiler sadece hafızayı oluşturmaz. Her zaman görüntü başlığında olur. Örnek verilmesi gerekirse doğuştan kör olan bir kişi renkler tanıtıldığında çok güzel bir manzara resmi yapabilmektedir. Diğer bir örnek ise, tıpta fantom ağrısıdır. Bu tabloda kişi olmayan kolu veya bacağının, ağrısını hisseder. Tüm bu örnekler, beyinin sadece beş duyu ile algılama yapmadığının somut göstergesidir

           Daha önceki yazılarımızda beyinin, aynı zamanda bir alıcı ve verici olarak davrandığını  somut olarak ispat etmiştik. Bu işi  yaparken hücrelerin, manyetik hafızalanmasından söz etmiştik. Manyetik hafızalanmanın bir çok şeyden etkilenebildiğini anlatmıştık . İnsan yaşantısı ve  yaptığı işler ile ömrünü belirleyebileceğini, yetki veriliyorsa sorumluluğun olması gerektiğini anlatmıştık. Şu ana kadar hiçbir tıp otoritesi meseleye bu şekilde bakmamıştır. Bunu her hal ve şartta ispat edebliriz.

                Rüya çeşitleri konusunda, muhteva veya nitelik (Kalitatif,  Kantitatif)  açıdan çeşitli sınıflamalar yapılmıştır. Danyal aleyhisselam, rüyayı ana başlık halinde ikiye ayırmıştır. Birisi gelecekle ilgili rüya, diğeri ise içinde bulunulan durumla ilgili rüyalardır.

              Bu iki asıl, kendi içinde dörde ayrılır. Emredici rüya, alıkoyucu rüya, korkutucu rüya ve müjdeleyici rüyadır.

                İmam Cafer Sadık hazretleri: "Rüyalar üç kısımdır" demiştir. Muhkem (içeriği belli olan) rüyalar, müteşabih (yoruma ihtiyaç duyulan) rüyalar ve karmaşık (anlamsız) rüyalar.

               Karmaşık rüyaları dört grup insan görür: Yapısı gereği fesada elverişli kimseler, sarhoş olarak uyuyanlar, patlıcan, tuz, mercimek, turşu vb. gibi hazmı güç yiyecekler yiyenler ve henüz ergenlik çağına girmeyen çocuklar.

                İmamı Rabbani hazretleri rüyaları rahmani ve nefsani olarak ikiye ayırmıştır.

                Tüm bu açıklamalardan rüyaların belli bir algılama olduğu, hatta şizofren ve reel yaşamdan kopmuş insanlarda   görülen halüsinasyonların  beynin algılama şekli olduğu gerçeğidir.

                Peki beş duyu ile algılanmakta olan yaşam, uykuda iken nasıl algılanmaktadır? Bu sorunun cevabı  ya tamamen insanın kendisinden, ya da dışarıdan olabildiğidir. Dışarıdan olanlar,  beş duyu çalışmadığı için nereden gelmektedir? İşte burada şunu söyleyebiliriz; Ortamdaki manyetik yazılımları bedensel ihtiyaçların olmadığı bir ortamda algılama şeklidir. Telepati ve uzaktan data nakli aynı şekilde çalışmaktadır. Şu an Amerikalıların yaptığı HAARP teknolojisi, manyetik alan düzenlemesi  yapıp görüntüyü netleştirmekten öte bir şey değildir. 

                Rahmani diye tabir edilen rüya şeklinde aynı durum söz konusudur.  Ortamın manyetik gerilimi, insanların  manyetik yazılımı, çevrenin elektromanyetik yapısı,  iklimler tarafından etkilenmektedir.

                Burada bir de Budistlerden bahsetmek istiyorum. Eğer insan bedeni, istek ve arzularını sıfıra  yakın indirirse, bir takım üstün haller göstermeye başlar. Bu durum manyetik yazılımı okumak ve onu kullanmaktan  öte bir şey değildir.

                Rüya nitelik ve çeşitlerini öğrenmek kişinin kendi kendine yapacağı bir şey değildir. Çünkü insan bir şeyin hem içinde olup hem dışından bakamaz. Yunus'un hocası Taptuk Emrenin ifadesi ile "karpuz olgunlaştığını ne bilsin, onu ancak bostancı anlar..". Karpuz kendi hakkında hüküm verirse o mutlaka yanlış olur.

                Devamlı istek ve arzular peşinde koşan kişinin,  dışarıdaki manyetik yazılımı  okuyabilmesi demek, üzerine çöpler dökülmüş eşyanın, o haliyle alınıp evin en güzel  köşesine koyulmasına  benzer.

                Rüya konusunda açıklayıcı bilgiler daha sonraki yazılarımızda devam edecektir..

                Saygılarımla.

Uzm.Dr.F. Efser GÖKÇEN
Psikiyatri Uzmanıı

 

Y A S A L   U Y A R I

             "5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince, özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Fakat; paylaşılacaksa ya da alıntı yapılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.