• Ana Sayfa
  • Ön Söz
  • TMS Vakaları
  • Psikiyatri Nedir?
  • Psikiyatrist Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • Hasta Vakaları
  • Ana Sayfa
  • Hakkında
  • T M S
  • Ruhsal Hastalıklar
  • Tedavi Çeşitleri
  • Videolar
  • Müzikle Tedavi Yöntemleri
  • Beyin Frekans Dalga Boyutları
  • Kekemelik Nedir?
  • İnsan Niçin Yalan Söyler?
  • Sevginin Nitelikleri
  • Radyasyonun Manyetik Etkisi
  • Azot Sarhoşluğu
  • Rüya Nedir?
  • Bipolar Bozukluk Nedir?
  • İletişim

    Toplumun yabancılaşması sonucunda, kendini yalnız hisseden bireyin problemlerinin artması kaşınılmazdır. Bu sebeple, toplumda görülen panik atak ve depresyon vakalarında ciddi şekilde artışlar görülmüştür. Maalesef her hastalık için koruyucu tedbirler alınır. Panik atak gibi hastalıkların artması ve derinleşmemesi için gereken tedavi ve teşhis yöntemlerine o kadar önem verilmez.

Mesela sigara içenlerde, tozlu yerlerde kalanlarda, hatta gribal enfeksiyonlarda, korunma amacıyla korkunç paralar harcanır. Ama psikiyatrik bozukluklar için bu tür önlemlere başvurulmaz. Çocuk yetiştirmedeki canice uygulamalara hala devam edilir ama bunun çaresine bakılmaz.

 Toplumda, insanların yabancılaşmasının temel sebebi sevgi ve dostluk unsurunun yok edilmiş olmasıdır. İnsanlarda "din afyondur.." denilerek en zaruri inanma ihtiyacı yok edilmiştir. Çünkü sevgi dinden gelir. Hiçbir kurum, hiçbir müessese sevgiyi işleyemez ve anlatamaz. Sevgi çocukluktan gelir. O ise büyüğün küçüğünü sevmesi şeklinde olur. Büyük olan bir baba ya da  yönetici olan amir,  paranoya, kuşku ve düşmanlık hisleri ile hareket ederse, kendinden alttakilerini ezer. Dolayısıyla daha sonra kendinden alttakilere ezilmişliği ve ezmeyi farkında olmadan kopyalar. Amir ve yönetici konumundaki kişi ezildi ise, kendinden alttakileri ezmeye başlar. Bu bir kuraldır. 

Bu sebeple, yöneticinin insan gibi insan olması, birleştirici ve insanı seven yapıda olması gerekir. Bu anlattığımız konular, toplum yabancılaşmasını önlemek amaçlıdır. Yoksa eleştiri olarak algılanmamasını isteriz.

Aile bütünlüğü, psikiyatride çok önemlidir. Anne-baba çocuğa, ortak mesaj verirken ayrıca mutlaka sevgiyi de vermelidir. Evde devamlı kavga ve anarşi  varsa, o  ortamda büyüyen çocuğa sevgi nasıl  verilebilir ki?... Çocuk kendi başına büyürken kendisine bu ihtiyaçları verilmdiyse, sevgi ve dostluk ihtiyacını  tv ve bilgisayar gibi sanal ortamlarda arayacaktır. Çocuktaki duyguların yerine koyacak bir şey bulamazsanız, dağarcığının bu bölümünü boş bırakırsanız, O'nu sanal ve gerçek olmayan şeylere kendiniz yönlendirmişsiniz demektir.

Büyüyen çocuk, daha sonraki yaşamında çeşitli problemleri yaşamaya başlayacaktır. Çözüm için önceki denemelerinde, duygu ve dostluk anlamında gerek duyduğu şeyi bulamayacaktır. Bulamadığında, en yakın çözümü arayacaktır. Fakat erkekler böyle bir problem karılığında, yapı gereği biraz daha dışarı hayatına yönlenirler. Fakat evden çıktıklarında bu eksik kalan duyguyu tamamlayabilecekleri yerleri aslında yoktur.  İçki,  uyuşturucu bağımlılığı veya sigara alışkanlıklarına başlama durumları bir kaçış olarak görülmeye başlayacaktır.

Kişilik yapısına göre, kadınların kendisini devamlı soyduğunu, onların hep kazık attığını düşünen ve   anne sevgisinden mahrum büyümüş erkek, kadınlardan öç almak için çapkınlık yapmaya başlayacaktır. Aradığını kadınlarda bulamayan erkek, bu kez herkesi düşman görmeye başlayacak, kadın ise genelde ev kadını ise yemek yeme alışkanlığı ve orada tatmin olma isteği ile şişmanlamaya başlayacaktır.

 Erkeklerde de şişmanlayarak olaylardan kaçış görülebilir. Batı toplumlarında ve son yıllarda ülkemizde kadın da erkek gibi dışarı hayatına yönelmeye başlamıştır.

   Alkol, uyuşturucu, kumar ve görülen diğer olumsuzlukların temelinde yalnızlık ve sevgisizlik yatmaktadır. Sevgi olmadan kişinin temel güvenlik duygusunu oturtması mümkün değildir. Daha önceki yazılarımızda hep belirtmiştik. Batı literatüründe sevginin adı sekstir. Bunun dışında sevgiyi anlamazlar. Anlamadıkları şeyi ise anlatamazlar. İnsan sevgisini bilmedikleri gibi,  seks  için gerekli sevgiyi de bilmezler. O sebeple cinsellikte fantezileri ve uç boyutta arayışları hiç bitmez. Öyle olduğu halde kendilerini rezil ederler. Ama bir bir türlü doyuma, huzura, rahatlığa ulaşamazlar.

   Şimdi bu yapıdaki toplumda kalan,  amir memur ilişkisini düşünelim;

   Amir kendinden alttakine devamlı aşağılayıcı, eleştirisel bir yapıda sevgisiz yaklaşımda bulunuyor. Sanki karşısında potansiyel suçlu mantığı gütmekte olan bu amirin altındaki memur nasıl verimli çalışması mümkün olacaktır?.. Çünkü  amir, memuruna ters davrandığında, düşmanca sevgisiz konuştuğunda, memurun O'na karşı sevgi ve muhabbet beslemesi mümkün değildir. Böyle yaklaşımlı işyerinde memur, devamlı eleştirisel yaklaşımda bulunacağını düşünerek artık gardını almış bir şekilde, başına her an büyük bir olay geleceği şeklinde sıkıntıya girmeye başlayacaktır.  İnsanda anksiyete denilen sıkıntı hali,  defolu olan yerden patlama sebebidir.

Bunu şu şekilde açıklayabiliriz; bir kumaş düşünelim; üretim sırasında bazı bölgelerde iplik dokunuşu hatalı. O kumaş herhangi bir sebeple çekiştirilirse,  hatalı bölgeden itibaren yırtılır. İnsan da aynen böyledir. Kişideki hata, şekline ve sıkıntısına göre panik atak veya  psikoz denilen akıl hastalığı, OKB rahatsızlığı veya konversiyon bozukluğu gelişmeye başlayacaktır. Başında zebella gibi duran  bir amir varsa, ne zaman, nerede, nasıl saldıracağı belli olmayacağını düşünüp, hazır şekilde bekleme boyutlarına girecektir. Çalışanın rahat ve huzurlu olarak çalışması mümkün olmadığından kendini, "..boğuluyorum, ölüyorum, kalbim çarpıyor, idrar ihtiyacım geldi, sık tuvalete gitmem gerekti.." gibi serzenişlerle ifade etmeye başlaması demek artık bir yerlerden patlamanın gerçekleşeceği anlamına gelir.

 Bu tablonun genel ismi zaten panik ataktır. Panik ataktaki kişinin düzgün bir şekilde üretici olması, insanlar ile ilgilenebilmesi mümkün olamayacaktır. İnsanların dostluk ve sevgi ile birbirini kucaklayıp, arada problem olduğunda, ya kendileri problemi görüp konuşarak düzene sokabilirler. Ya da sözü dinlenilen  birisinin yardım ve aracılığına başvurarak olayı çözüme ulaştırırlar. Günler boyu gerginliğe uğramamış insanda, zorlanmadığı için ruhsal ve diğer organik rahatsızlıkların görülmesi yavaş yavaş azalacaktır.

 Daha önce hep belli bir işi yapan fakat birileri tarafından izlenmekte olan birisinin sıkıntıya girip, sanki hata işleyecekmiş endişesine kapılması, daha sonra aynı işi yüzlerce kez yaptığı halde, paniklemesinin sebebi budur.  Bu  kişinin bazıları tarafından eleştirisel yaklaşımda bulunması dolayısıyla, tekrar eleştiri alma ve rezil olma korkusu hadiseyi daha da  çıkmaza sokar. İnsanın üzerinden bu yükümlülüğü atması ve rahatlaması gerekir. Aksi takdirde işini düzgün yapabilmesi mümkün olmayacaktır.

 Amirleri tarafından sıkıntıya sokulan memur,   ya kendine yönelip panik atak,  depresyon nöbetine girecektir ya da  saldırgan  davranış biçimiyle, suçu başkalarına yönlendirecektir.  Sıkıntının bu şekilde bedene aşırı derecede yüklenmesi, kanser hastalığı ve diğer kronik hastalıklar dahil,  her türlü hastalığa kapı açacaktır.

 Panik atağın yaşandığı bir başka ortam ise şudur; 

Radyo veya TV gibi basın yayın organlarında, topluma karşı konuşma mecburiyetinde olan insanlar panik atağa girebilirler. Bu durumun altında yatan temek problem,   toplum fertleri arasında ayıplanma korkusudur. Bu sebeple insanlar, insan içine çıkamaz olurlar. Çünkü problemi ,  sanki tüm dünya fark edip kendi üstüne gelecekmiş gibi hissederler. Bu tür hastalarda genelde çarpıntı, konuşma bozukluğu, terleme, yerinde duramama,  devamlı idrara çıkma, hatta çok ağır vakalarda ise altına kaçırma, görülebilen en sık durumlardır.  Hastalarda kekemelikte görülebilmektedir. Görülen panik belirtileri zaten toplumdan kaçan insan için, daha fazla sosyal olarak toplumdan kaçmayı ve başka  şeyler ile ilgilenme gereği oluşur. Bunun da arkasından toplum içinde artık başarı grafiği giderek düşer. Panik ataklı kişinin,  sinir sisteminde  aktif ve baskın olan sempatik sistemdir. Bu sistemin aşırı çalışması sonucunda çarpıntı, terleme, yerinde duramama, fazla idrar gibi belirtiler çok rahat görülebilmektedir.

Ancak ölüm korkusunu, ölümü yaşamamış birisi olarak açıklamak mümkün değildir. Öğrenme yaş grubunda, kişinin çok fazla panik olması öğrenmeyi bozmaktadır. Öğrencilerin öğrenme kalitelerinin düşmesi,  geleceklerini etkilemektedir.  Çünkü hafızalanmada,  ana belleğe bilgi depolanması işi RAM fazı sırasında olmaktadır. Uykuya hiç doğru olarak giremeyen insan, bellek konusunda sıkıntılar çekecek demektir. Dolayısıyla, ciddi anlamda öğrenme bozulur ve hasta sanki geri zekalı gibi davranmaya başlar. Bu duruma yalancı debilite denilmektedir.

   Panik atakta ve sosyal fobili  hastalarda, çeşitli ortamlarda sıkıntı çekerlerken, farklı ortamlarda çok rahattırlar.  Mesela, mezarlıkta sabaha kadar dolaşabilirler. Bu durum ise, tamamen tersine bir durumdum olarak görülse de  öyle değildir. Kişi toplumun baskısından kurtulmak, insanların eleştirisinden kurtulmak için bu yönlenime girmiştir. Aslında toplum ve mahalle baskısı olarak nitelendirilen davranış yapısı, insana verilen hak etmediği üst değer dolayısıyla olur.

Eğer Yaratıcının üst değerini insanlara  yüklerseniz, yani her insan sanki yaratıcı gibi algılanırsa toplum düzeni bozulmuş demektir. Sosyolojik anlamda insanların kendi kendilerini yönetmelerine yönelmesi demek, gizli olarak tanrılaşmasını sağlamak amaçlıdır. Para ve iktidar sahipleri bu sebeple  tanrılık sevdasına  girerler. Tanrılık sevdasında olan kişiler, "her şeyi ben yarattım.." diyen insan tiplemeler panik atak grubundan çıkarlar fakat bu sefer başka bir çukura girerler.

Netice olarak panik atağın görülme şekilleri farklı olsa da; bilinç altı diye nitelendirilen duygusal yaşamın, ruhsal yapının hep olumsuz durumlardan etkilenerek meydana gelmiş hırpalanmalarla oluştuğu gerçeğini kesinlikle değiştirmez.  Yani kişi durduk yere panik atak olmaz. Kesinlikle bu durumu tetikleyen çevresel faktörler ve ortamlar söz konusudur.

Saygılarımla.

 

Uzm.Dr.F. Efser GÖKÇEN
Psikiyatri Uzmanıı

 

Y A S A L   U Y A R I

             "5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince, özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Fakat; paylaşılacaksa ya da alıntı yapılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.