• Ana Sayfa
  • Ön Söz
  • TMS Vakaları
  • Psikiyatri Nedir?
  • Psikiyatrist Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • Hasta Vakaları
  • Ana Sayfa
  • Hakkında
  • T M S
  • Ruhsal Hastalıklar
  • Tedavi Çeşitleri
  • Videolar
  • Müzikle Tedavi Yöntemleri
  • Beyin Frekans Dalga Boyutları
  • Kekemelik Nedir?
  • İnsan Niçin Yalan Söyler?
  • Sevginin Nitelikleri
  • Radyasyonun Manyetik Etkisi
  • Azot Sarhoşluğu
  • Rüya Nedir?
  • Bipolar Bozukluk Nedir?
  • İletişim

 

Panik atak, psikiyatride en çok görülen hastalık grubundan biridir. Affektif bozukluk denilen duygu durum bozuklukları içinde incelenir.  Bu tür rahatsızlığı olan hastalar, büyük bir sıkıntı içinde ölüm korkusunu yaşamaktadır.  Bayanlarda daha sıklıkla görülmekle beraber, genç ve orta yaş erkeklerde de görülebilir. Panik atakta, tipik belirti; ölüm korkusudur. Açıkçası bu durumu yaşamayan bilmez.

             Ölüm konusunda Peygamber efendimiz;

“Ölümden sonra olacak şeyleri, sizin bildiğiniz gibi, hayvanlar da bilselerdi, yemek için semiz hayvan bulamazdınız...” buyurmuştur.

Bu rivayet gösteriyor ki; gaflet verilmesi sebebiyle özellikle hayvanlarda ölüm ve sonrası  bilinmemektedir. Ölüm konusunda, insan olarak bizlere verilen gaflet ve aldırmazlık, bizlerin hayata tutunmasına sebep teşkil eder.

Panik atak hastalığında  oluşan korku , ölüm ve sonrası içindir. Bu korku o kadar  müthiştir ki, insan o anı yaşarken çevresindeki her gördüğünden medet umar. İnsanlardan yardım bekleme duygusu hakimdir. Bu duygu, insanda kalbin hızını, nefes alıp verme sıklığını artırır. Korku ve endişe hali sebebiyle insan ilişkilerinin bozulması ve günlük işlerini yapamaması sürecine girer. Aşırı terleme, ağız kuruluğu, bulantı, kusma hissi,  vücudun kızarması, rahat olamama, uyku ve iştah problemleri beraberinde gelir. Özellikle kadınlarda hormonsal değişimler, özellikle adet öncesi dönemlerde nöbet halinde gelmektedir. Nöbet geldiğinde hasta genellikle hemen endişe içinde hastaneye başvurma zorunluluğunu hisseder.

            Hastalığın oluş sebebine bakıldığında; serotonin sisteminin iyi çalışmaması sorumlu tutulmaktadır. Beyinde EEG tetkikinde anksiyete belirtilerinin hakim olduğu ve aşırı  elektriksel faaliyetlerin olduğu  görülür. Hatta kişide eğer epilepsi veya benzeri hastalıklara meyil var ise, hastalıkların ortaya çıkması daha da kolaylaşır.

            Ruhsal hastalıkların hepsinin seyrinde, genel bir mutsuzluk ve huzursuzluk hali mevcuttur. Depresyon ile ilgili yazımızda anlatıldığı gibi, manyetik hafıza ile mevcut dış durum arasında bir uyumsuzluk söz konusu olduğunda, genel anlamda beyin ve vücut elektriği artış gösterir. Bu artışın neticesi insanda oluşan aşırı yük, dışarı akamadığında veya bir sebeple rahatlama olmadığında,  ruhsal olarak  aşırı bir sıkıntı  oluşmuş demektir.

            Sebepsiz ve durduk yere, saf panik atak oluşması genelde mümkün değildir. Burada fizyolojik belirtilerin bir veya birkaçı mutlaka eşlik etmektedir. Panik atak yaşamayan bir kişiye,  bu durumu anlatmış olsanız  tamamen yapmacık bir hadise olarak nitelendirecektir.

            Peki insan, kendi çevresindeki bu tür hadiseleri  görse bile, onların böyle rahatsızlığı olmadan, fakat sadece kendisinde  panik atak oluşması, hangi analitik, yani psikolojik etkileşimle açıklanabilir?..

          Tabii ki açıklanamaz. Eğer, hastalık bulaşıcı olsa, herkese veya anlamlı istatistiksel çoğunluğa bulaşması gerekir. Fakat  bulaşıcı değildir.  Eğer bu rahatsızlığı, bünye kendi başına oluşturuyorsa, bu durumu tetikleyen faktör nedir? Panik atak neden çoğunlukla, ölüm korkusu şeklinde kendini göstermektedir.?

Evrim yobazlarımız;  “Yaşanmayan deneme hakkında yorum yapılamaz..” demişlerdir.  Peki; İnsan ölümü tatmadan, nasıl ölümden korkabilir?..

Hangi beyin, daha önce hiç görmediği, tecrübesi olmayan bir konuda ahkam kesebilir?.. burada hangi beyin tabiri evrim hipotezine inananların beynidir. Çünkü evrime göre her şey aynı kişi tarafından bireysel olarak yaşanır ve biter. Yine evrime göre mutasyon hep iyiye ve güzele gider . Bu ise tam anlamı ile anormal bir düşünce yapısıdır.

 Bu durum, bilimsel faaliyet içinde olan hocaların kafasını kuma gömdükleri durumdur. İnsanın bir şeyden korkması için, bunu daha önce yaşamış olması gerekir. Ruhun ve kalbin olmadığı bir bedende, ölümün hiç  yaşanmışlığı yok kabul edenler, panik atak rahatsızlığını hangi yüzle tedavi etmeye kalkarlar.

 “Hem bir bedende bulunan kalp ve ruha inanmayacaksın, hem de ölümle ilgili korkuyu yok kabul edeceksin. Bu tamamen mantık dışı..”  Kalp ve ruhun temel karekteri irade göstermektir. Kalp ve ruh beslenmediğinde güzelliklerin gerçek anlamda farkına varamayacağından , irade gösterip kararlı tavır takınamaz. İrade göstermek beyin faaliyeti değildir . kalp ve ruhun ortak olarak aldıkları ve uygulamaya koyacakları karardır.

            Şu ana kadar, gelmiş geçmiş insanların hepsinde, ölüm korkusu az veya çok vardır. Ölümden sonra ne olacağına inansalar da inanmasalar da bu korku mutlaka vardır ve olacaktır.

            Freud ve onun gibi düşünenler, hani her şeyi geçmişte yaşanmış denemelere benzetiyorlar idi. Ölümü neye benzetti. Anasına olan aşkından dolayı, babasından korkan erkek çocuk! ölümü ne zaman yaşadı ki,   onun hakkında yorum yapabilsin. Bu anlatıdaki maksat Freud ve benzeri düşünenler duygusal yaşamda olan her bozukluğu kastrasyon anksiyetesi denilen , babanın  tarafından , oğlanın  anasına sarkmaması için iğdiş etmesi gibi bir zırva ile açıklarlar. Güya onlara göre her oğlan anası ile yatmak istemektedir.

Şimdi mevcut imkanların kaybı (sevilen obje) diye de açıklayabilirler, ancak o zaman “.Niye ölüm korkusuna , ‘felç olma korkusu’ yada ‘hapse  düşme korkusu’ değil!?..” diye sormak lazım.?

            Sevgili okurlarım..

             Yukarıda anlatılanlar aslında o kadar geniş konuları kapsamaktadır ki, asıl meseleden uzaklaşmamak için kısa kesiyorum.

Fransızların deja vu ( halihazırda yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık hissi veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusu ) dedikleri, fakat aslen İslamiyet’ten aldıkları bir yorumları vardır ki o da şudur;  İnsan ruhu, dünya kurulmadan önce, Cenabı Hak tarafından yaratılmıştır.  Sonra , insandan söz alınmış ve bir beden üzerine gönderilip yaşatılacağı zamana kadar askıda bekletilmiştir. O askıda olduğu dönem, sanki ölüme eşdeğerdir.

İnsan bu dünya hayatından sonra, ölümü tekrar tatmasıyla kabir hayatına başlayacaktır. Kabirde, dünyada yaptığı veya yapmadığı şeyler için ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yada cehennem çukurlarından bir çukur ile ödüllendirilecek ya da cezalandırılacaktır. İnsan bunu ruhu ile bilir. Oysa bedeni veya beyni ile asla bilemez.

Elektrik değdiği yeri etkileyebilir. Elektriğin etkilemediği voltaj seviyeleri de vardır. Ancak elektriği meydana getiren manyetik alan, genelde insan tarafından görülemez ama hissedilebilir. Bunun gibi algılayıcının ne olduğu ve ne kadar hassas olduğu da çok önemlidir.

Mesela bilimsel olarak ispatlanmış bilgi ve deneylerle biliyoruz ki; hayvanlar deprem oluşumunu anında hissedip duyarlar. Bu konuda çeşitli spekülasyonlar olsa da, hayvanlar aslen manyetik titreşimi algılarlar. Deprem sırasında aşağıdan yukarı doğru manyetik kırılmadan kaynaklanan korkunç bir manyetik patlama gerçekleşir. O frekanstaki sesi biz algılayamasak ta hayvanlar  kesinlikle algılarlar. Nasıl ki; bizim rahatsız olduğumuz ses frekansları varsa, hayvanların da bu yetenekleri insandan farklı olarak vardır.

Görülmeyene inanmayan ama, bir yandan da bilimsel açıdan izahatlar la ispatlara çalışanlara  şunu söylemek  isterim;

Ölüler, kendi kabirlerinde  bizlerin duyamadığı, fakat bazı hayvanların işitebildikleri frekanstaki seslerle bağırırlar. Tıpkı dünyadayken acı, sıkıntı, vehim,  ıstırap çekmekteyken bağırmaları kadar gerçektir.  Ancak, bizler bu sesleri algılamaktan aciziz. Mesela kabirde ıstırap içinde olan ölünün yanına  ufak bir çocuk veya bazı hayvanlar götürülürse orada huzursuz olup ağladıkları ve siz zorla bile tutmaya çalışsanız kaçmak istedikleri görülür.

            Yukarıda yazılanlara insanların bir çoğu inanmayabilir.  Onun için şu delili sunarız ki; ağaçlar ve tabiattaki hemen  hemen tüm bitkiler bizlere misal olsun diye kışın uyku veya ölüme , baharda ise tekrar dirilerek canlanıp rengarenk olmaya başlar. Dinimizde, insanın bu şekilde yaratılmadan önce insanların en üstünü Muhammed Aleyhisselamın  ruhunun yaratıldığı,sonra diğer insanların ruhlarının yaratılıp, onun peygamberliğini tasdik ettikleri, sonra dünyaya gelmeleri için ne kadar olduğu bilinmeyen bir süre askıda tutulduğu, daha sonra da bir vesile ile anne rahmine düşüp, rahimde dokuz ay geçirdiği,  dünyaya geldiği, ne kadar ömrü var ise puzzle nı ( puzzle  denilen çocukların oynadığı parçaları tamamlayıp bütün bir resim oluşumudur. ) tamamlayıp kabre ineceği, orada kıyamet kopuncaya kadar kalıp, sonra kıyamet kopuşunda gerçek ölümü tadacağı, tekrar diriltilip hesaba çekileceği Kuranı Kerimde açıkça yazılıdır. İnananlar olduğu gibi inanmayacakların da olacağını , yine Kuranı Kerim haber vermiştir. Burada insanlar başta gördüğü şeye, sonra niye inanmazlar?.. Bu sorunun cevabını Rabbimiz  Kura ’anda  imtihan şeklinin böyle olacağı olarak haber vermiştir.

            Sevgili  okurlarım..

Panik atak anlatısı sanki din dersi gibi oldu. Ancak panik atak başka hiçbir şekilde açıklaması mümkün olmayan bir durumdur. Vücut statik elektriğinde ciddi yükseliş vardır. Bu elektrik bayan ve erkekte farklı karakter gösterir. Bu konunun detayına girmeyeceğim . Ancak TMS ile  manyetik alan  düzenlemesi yaparak, özellikle bayan hastaların çok rahatladıkları bilinen bir gerçektir. TMS ve ilaç tedavisinde asıl yapılan iş  sinirsel ileti hızını yavaşlatarak, toplam statik voltajı düşürmek esasına dayanır. Tedavi sırasında hastalar, bunu somut olarak ifade  etmektedirler. Panik atak fizyolojisinde  kalsiyum ile sodyum potasyum pompası etkilenmek yoluyla elektriksel yük miktarı artma gösterir. Havadaki elektrik yükünün artması, nefes ile alınan yüklü azot gazı kanalı ile panik atak nöbetini tetikler. Havadaki azotun ne işe yaradığını bazıları bilmez. Onun için azot gazına inert gaz derler. Azot gazının ve karbon atomunun manyetik yazılım şeklini de bilmezler.

Sevgili okurlar..

Daha önceki yazımda azot sarhoşluğundan söz etmiştim. Derin denizde 4 atü (Atmosfer Üstü Basınç )  üstünde, özellikle kuzey yarımkürede yaşayanlarda olayı değerlendirmeme , aşırı gülme, hatta halüsinasyonlar, aşırı heyecan hali görülür. Bu hal panik atak ve hatta bazı pşikozlar ile çok benzerlik gösterir. Şu andaki araştırmalarımız psikiyatrik hastalıklarda azot gazının insan bedeninde ve beyninde pozitif yük ile tahribat yapması ve iletiyi bozması üzerinedir

Panik atakla ilgili yazılarımız daha sonraki zamanlarda daha bireyselleşmiş biçimde anlatılacaktır.

            Saygılarımla.                                                                         

Uzm.Dr.F. Efser GÖKÇEN
Psikiyatri Uzmanı

 

Y A S A L   U Y A R I

             "5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince, özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Fakat; paylaşılacaksa ya da alıntı yapılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.