• Ana Sayfa
  • Ön Söz
  • TMS Vakaları
  • Psikiyatri Nedir?
  • Psikiyatrist Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • Hasta Vakaları
  • Ana Sayfa
  • Hakkında
  • T M S
  • Ruhsal Hastalıklar
  • Tedavi Çeşitleri
  • Videolar
  • Müzikle Tedavi Yöntemleri
  • Beyin Frekans Dalga Boyutları
  • Kekemelik Nedir?
  • İnsan Niçin Yalan Söyler?
  • Sevginin Nitelikleri
  • Radyasyonun Manyetik Etkisi
  • Azot Sarhoşluğu
  • Rüya Nedir?
  • Bipolar Bozukluk Nedir?
  • İletişim

                 Sevgili okurlar...

             "İlmin dinlisi dinsizi olur muymuş?.." şeklinde  zaman zaman söylemlerle karşılaşıyorum.

           Evet!.. İlmin dinlisi de olur dinsizi de..  "Neden?!.." derseniz; insanoğlunun ilmi, risalete dayanmıyorsa ilim değildir.  "Rialete dayanmıyorsa.." ne demektir?.. Risalet; ilahi din demektir. Felsefe ise; insanlara ait düşünce demektir. Felsefe, mantık ve gereklilik ifadelerine dayanır. Ancak kimin ve neyin aklı,  doğruyu bulabilmiştir ki? Hangisi  doğru, hangisi yanlıştır ? Sana göre doğru olan şey bir başkasına göre yanlış olabilir. E o zaman asıl doğru hangisidir?.. İşte felsefenin doğmasında, insanların inancını ortadan kaldırma ve onun yerine ortak bir irade ya da   yönetici koyma çabaları vardır.   Yani "Ben, yaratıcının iradesine her halükarda ve şartta itiraz edip, yönetici olarak yaratan konumunda olmalıyım.." düşüncesi yatmaktadır. Böyle olunca tarih boyunca ilahi dinlere karşı, mutlaka itiraz eden felsefeciler olmuştur ve olacaktır. Aslında bu durum, tam anlamı ile bir din ve dinsizlik savaşıdır. Bir başka deyişle iktidar ve baş olma savaşıdır. İnsanın, özellikle erkeğin temel yapısında olan ruhsal durumun görüntüsüdür. Yönetmek,  insan ruhunun ve benliğinin temel vasıflarındandır. Cenabı Hak; İsra Suresi 85. ayette;  "Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size (ruh hakkında) pek  az ilim verilmiştir.” buyuruyor.

            "Ruhu anlamazsınız (Bilmezsiniz.).. Dünyayı ve kainatı insan için yarattım. Ancak,  insanı kendim için yarattım. (İnsanın aslı ise, kalbi ve ruhudur).." şeklinde ayet ve rivayetler sabittir. Felsefe, akla dayalı yargıdır. İnsan    ise, elinde ölçü  aleti olmadan, kendisi ve çevresi hakkında yargılama yapamaz. Mesela; yürürlükteki kanunlar ve yönetmelikler olmazsa, hakimler ve yargıçlar neye göre karar verebilirler?... Demek istediğimiz şudur ki;  felsefeciler  doğru söylüyorlarsa, "..başkalarının yaptığı kanun ve yönetmeliklere biz uymayız..", "Kendi kanun ve kuralımızı kendimiz koyarız.." şeklinde açıklama yapıyorlar demektir.  

           Bu felsefe ile insanlar, maalesef kendi acziyetlerini ve  zavallılıklarını tescil etmekten başka bir iş yapmıyorlar.

          "Hocam!.. Elektrik ve mıknatıstan bahsedeceksiniz; Konuyu taa nerelere kadar getirdiniz. Alakasını anlamış değiliz.." diyeceksiniz belki. Haklısınız..

            Ancak elektrik ve mıknatıs konusu, deneysel ilim konusuna giriyor.Bakın dikkatinizi çekiyorum; deneysel bir ilim olmasına rağmen, araklamacı batılı bilim adamları, elektrik isminin aslının kehribar olduğunu  ve bu elektriğin ise  sürtünme ile oluşturulan mıknatıslanmayı Osmanlılardan öğrendikleri gerçeğini saptırmak amacı ile latince bir isim verip,  kendilerine mal ettikleri gerçeğini gizlememektedirler. Kusurumu bağışlayınız  ama ben bu bilim adamlarına FİLİM ADAMLARI demekten kendimi alamıyorum.

            İnsan kendi aklı ile hiçbir şey yaratamaz. Ancak Allahü Teala tarafından gönderilen bilgileri analiz ederek, dünyadaki yaşamı, teknolojik gelişmeler ile  kolaylaştırır. Demek istediğim şey şu; İnsanoğlu hiç bir şekilde olmayan bir şeyi keşfetmiş değildir. Sadece var olan, yani yaratılmış olan şeyi keşfetmiştir.

            Geçmiş tarihi incelediğinizde göreceksiniz ki; insan felsefeye daldıkça,  gönderilen bütün dinleri ve fen bilgilerini tahrip  eder. Günümüzde şu an bile, sizler de biliyorsunuz ki;  "..din ayrı, fen ayrı.." denilmektedir.  "İslamiyet, fenni kabul etmez.." diyenler tamamen felsefeye saplanmış olanlardır.  Fen, islamiyetin ibadet kısmında yoktur.  Zaten ibadet,  Cenabı Hakk'ın  insanlığa ibadet olarak bildirdiği her şeyi, olduğu gibi, saf ve katılımsız  olarak içerisine hiç bir şey katmadan kabul edip yaşamak demektir. İslamiyetin, fen kısmını ise, günümüzde felsefeci düşünür diye tabir edilen felsefeci dinliler, bizzat çalarak bu ilmi kendilerine mal etmişlerdir. İlim diye yaptıkları açıklamaları, İslam alimlerinin yaptıkları açıklamalardan öteye geçememiştir. Sadece  latin dilini kullanarak isimlendirme yapmışlar ve kendilerine mal etmişlerdir.

           İşte bu FİLİM ADAMLARI, tüm ilimlerde aynı şeyi yapmışlardır. Şu anda yazılan tıp kitapları ve diğer fen kitapları bile aslında, hep latin kelimeleri kullanılarak hazırlanmıştır. Bu şekilde bilinmezlik gizine erdiklerini kabul edip, bu çarkın dışındakileri, Hristiyan kültürüne göre, aforoz edilmesi gerektiği esasına dayandırırlar.

           İslam alimlerinin kitapları rafa kaldırıldığından, bu farkı kimse görememektedir. Felsefe dinliler, ruhu kabul etmemektedirler ama, psikoloji (psikoloji  = ruh) diye bir ilim ortaya atmışlardır. Ruhu bilmeyen, inkar eden, ruhun varlığını kabul etmeyen bir bilim adamı nasıl olur da  ruhun teşhis ve tedavisini yapabilir!?...

            Ruh'un ne olduğu ya da ne olmadığı bilinemez. Sadece İslam alimlerimiz, mahiyetinin yapmış olduğu etkilerini anlatmışlardır.  Ruh madde değildir. Elle tutulup, gözle görülemez.  Ruh'un bu bilinmezliğinin olduğu gibi, elektriğin ne olup ne olmadığı da şimdiye kadar dünyada kimse tarafından aslında açıklanabilmiş değildir. İslam dini, elektriğin temel bilgilerini çoktan açıklamış ve yansıtmıştır. (örnek: nazar = gözden çıkan ışındır. Kehribar ve akik gibi taşlarınınsa insanın stresini aldığı bir gerçek olarak bilinmektedir. Bu ne anlama gelir?.. Stres = aşırı elektrik yükü.).Felsefe dinliler, "İslamiyet’ten çaldık.." diyemedikleri bu konularda,  her şeye Latince ve Yunanca birer isim vermişler ve bu gerçekleri saptırmışlardır.

            Bu açıklamalardan sonra  asıl maksadımız olan  "Mıknatıs ve elektrik nedir, ne değildir?." konusuna geçebiliriz...   Manyetik alan olarak tabir edebileceğimiz elektrik, madde değildir. Elle tutulup gözle görülemez. Ya da laboratuvar ortamında incelenip "..elektrik, şudur.." denilemez.  Sadece  yaptığı işten dolayı varlığı anlaşılır.  Elektrikte pozitiflik ve negatiflik vardır. Eşit miktarda pozitif ve negatifler birleştiğinde nötr elektrik, statik elektrik oluşur.  Depolanamaz, hapsedilemez. Manyetik alan olarak her maddeden geçebilir.  Üreterek yön verebilirsiniz. Polarize, yani kutuplaştırabilir. Elektrik üretimini mıknatıs olmadan yapamazsınız (kimyasal piller,  aküler ve güneş enerjileri hariç).  Mıknatıs demek, elektrik demektir.  Örneğin   150.000 voltluk bir elektrik enerji hattına,  3 - 5 metre yaklaştığınızda mıknatısın demiri çektiği gibi çekilirsiniz.  Halbuki tellerin, demir gibi mıknatıslanma özelliği yoktur. Manyetik alan ile endüktif olarak ikincil bir madde üzerinde elektrik oluşturabilirsiniz. İşte TMS’nin  temelinde, manyetik alan ile insan vücudundaki kilitlenmiş, vücudun üretmiş olduğu elektriği iletmeyen hücreler üzerinde endüktif elektriklenme sağlanmak amacı vardır.

            Manyetik alan, kuvvetin etkisi ile kendisi mıknatıs olmadığı halde,  çekilen maddelere paramanyetik maddeler denir. İtilen maddelere de diamanyetik maddeler denir.  Manyetik alan kuvvet etkisi ile çekilip mıknatıslık özelliği gösteren maddelere ferromanyetik maddeler denir.

   Paramanyetik maddeler = baryum, oksijen, alüminyum gibi.

   Diamanyetik maddeler = silisyum, bizmut, civa gibi.

   Ferromanyetik maddeler = demir, kobalt gibi.

            İnsan vücudunun üretmiş olduğu elektrik sebebiyle, vücutta mıknatıs gibi manyetik alan oluşmaktadır.  Vücuttaki elektrik zaman zaman yükselme veya düşmeye doğru bir eğilim gösterebilmektedir. Yukarıda saymış olduğumuz manyetik maddeler,  insanda mevcuttur.  Manyetik alan ile çekilecek veya itilecek maddeler hareket etmiyorsa, o maddenin organlar üzerindeki vazifesi tamamlanamıyor demektir. İşte o zaman, TMS ile endüktif olarak takviye yapılabilir.

            Madde olarak tanıladığımız laboratuvar ortamına sokulabilen her şey, kimyasal yolla veya sıcak- soğuk gibi başka yollarla manyetizma  alanı oluşturulabilir. Örnek:  Civa’yı 70-80 dereceye kadar soğuttuğunuzda mıknatıslık özelliği gösterdiğini görürsünüz.  Altını güçlü manyetik alan kuvveti altında uzun  süre bekletirseniz, bir anlık mıknatıslık özelliği gösterir.

          İnsanın veya dünyanın doğal yapısına uygun manyetik alan zararlı değildir.  Zararlı olanı,  yüksek frekanslı manyetik alanlardır.

            Mıknatıslık veya manyetiklik dediğimiz şey, maddenin atomlarındaki protonların manyetik güçlerini aynı yöne dizme işleminden ibarettir.  Bu işlemi, dünyada  ayın med-cezir olayıyla anlıyoruz. Yani dünyadan yansıyan manyetik alan kuvveti, ay’a çarpıp geriye dönmesi sonucunda, dünyanın sürtünmesi neticesi oluşan statik elektrik dünyanın merkezinde yukarıda bahsini yaptığımız sıraya dizme işlemi yapar.  Diğer bir deyişle, polarize edilmiş olarak kuzey kutbu  ve güney kutbu olarak açığa çıkar.

          Mıknatıs = Elektrik konusuna sırası geldikçe devam edilecektir.  Şimdilik Mıknatıslanma ile elektriğin nasıl oluştuğunu, daha doğrusu MIKNATIS EŞİTTİR ELEKTRİK demek  olduğunu anlamış olduk. 

         Saygılarımla.

Uzm.Dr.F. Efser GÖKÇEN
Psikiyatri Uzmanı

 

Y A S A L   U Y A R I

             "5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince, özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Fakat; paylaşılacaksa ya da alıntı yapılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.