• Ana Sayfa
  • Ön Söz
  • TMS Vakaları
  • Psikiyatri Nedir?
  • Psikiyatrist Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • Hasta Vakaları
  • Ana Sayfa
  • Hakkında
  • T M S
  • Ruhsal Hastalıklar
  • Tedavi Çeşitleri
  • Videolar
  • Müzikle Tedavi Yöntemleri
  • Beyin Frekans Dalga Boyutları
  • Kekemelik Nedir?
  • İnsan Niçin Yalan Söyler?
  • Sevginin Nitelikleri
  • Radyasyonun Manyetik Etkisi
  • Azot Sarhoşluğu
  • Rüya Nedir?
  • Bipolar Bozukluk Nedir?
  • İletişim

           

            İnsanlarda olabilen ancak kesinlikle hayvanlarda olmayan bir eylemden söz etmek istiyorum. Şu ana kadar hiçbir psikiyatrisin bu konuyu işlediğini sanmıyorum. İnsanlar niçin yalan söyleme ihtiyacını duyar?... İ

            İnsan bir makine ise, yani ruhu ve duygusu olmayan bir robotsa niçin yalan söyler. Bu yalan söyleme özelliği insanda nasıl hafızalaşmıştır?..  Bu soru bile insanın ruhsal bir yapısının olduğunun başlıca delillerinden birisidir. Nörologlar ve diğer doktorlar insanın, hayvandan evrim ile geldiğini, insanın tamamen mekanik bir makine olduğunu söylerken bile, yalan söylemenin söylerler ama gerekçesini açıklayamazlar. Ne tuhaf durumdur ki; yalan makinesi yapılıp, insanın kalp ve beyin dalgaları kontrol edilmeye çalışılmıştır, ama "niçin" ve "neden" sorusunun cevabı aranmamıştır. Deneysel olarak takılan bilim adamlar , yalan söyleyen hayvanı nereden bulup hayvan deneyi yapabilecekler ki.

               İşlerine nasıl gelirse o şekilde, farklı bir savunma sonuç ya da teori üretirler, İşlerine gelmezse farklı bir teori, sonuç ya da savunma üretirler.

              Kör olan kişi,  bir vesile ile gözünü  kaybetmiştir. Ama bu bilim adamları ( bazılarını tensih ediyorum ) maalesef akıllarını kaybetmişlerdir. Çünkü yalan söyleyebilen makine olmaz. Makineler yalan söyleyecek ruha sahip değildirler.

            İnsan mekanik ve bilgisayar gibi ise yalan söylememesi gerekir. Tamamen elektromanyetik bir ileti ve işletim sistemine sahip, insanın yalan söylemesi düşünülemez. Yalan söylemek, hayal kurmak idrak etmek, sevmek, nefret etmek gibi hasletler ruhun hasletleridir. Hatta bazen, insan yalan söylediğinin farkına bile varmaz. "Unutmuşum.." veya "..ben öyle söylemedim.." şeklinde ifadede bulunur. İnsanın içindeki ben denilen ve canlılığın asıl kaynağı olan ruh, her şeyden önce Rabbine verdiği sözden dönmüştür. Daha işin başındayken yalan söylemeye başlamıştır. Eğer insaflı olup düşünüldüğünde, içimdeki benin, hiçbir zaman yaşlanmadığı, hatta seksen doksan yaşında bile olsa, sanki yirmisinde gibi hissettiği ve istediği  şeyler olduğu, hatta ölüm yaklaştığı halde hala bu dünyaya yatırım yaptığı hepimizin bildiği gerçektir. Burada insan, kendi kendine yalan söylemektedir. Aslında bilir ki, bu dünya hayatının 50-60 senesi kullanılabilir. Ama bunları düşünmeden, sanki yüzyıllarca yaşayacakmış gibi yatırıma devam eder.

            Yalan, çevreye karşı söyleniyorsa, kendini olduğundan farklı gösterip, o kişilerden fayda sağlama veya zarar görmeme amacına dayanır. Fayda sağlanıyorsa bu faydanın ne için olduğu önemlidir. Açıkça ifade edildiğinde, birçok istek karşılık bulmaz. Sebebi, bu isteğin bencil ve egoist olmasından kaynaklanır. Ben diye başladığınız hiçbir istek, genelde olumlu olarak karşılanmaz. Genelde istekte bulunduğumuz, bu dünyaya ait şeylerse, bir kişi veya kişiler söz konusudur. Bu halde istekte bulunan kişi, istekte bulunan şahsın benlik duygularını harekete geçirirse (ki geçirir), o zaman "ben niye bu isteği karşılayayım ki. Ben benden olanlara veririm.." diye düşünerek ret eder. Eğer istekte bulunan şahıs, merhamet duygularını ateşleyecek şekilde davranırsa bu kez merhametli bir insan ise talep yerine getirilir.  Hangi makine böyle davranabilir. İnsan bir makine değildir. Şimdi böyle istekler ile alakalı durumlar söz konusu olduğunda, insanlar genelde çıkarlarının ölçüsüne göre yalana başvururlar.  Elde edecekleri çıkar büyükse,  çıkara uygun daha akla yatan bir senaryo hazırlanır. İstekte bulunulan kişideki imkân nispetinde, talepler artarak devam eder. Piyangodan büyük çapta para kazanan birisinin, evvelden dostları, akrabaları, arkadaşları yok iken; para onlara bir sürü parazit nitelikli dost sağlar. Yalnız bu dostluklar para bitinceye kadardır. Dünya makamları da böyledir. Dünyada sorumluluk ve yetki olduğunda çevresinde yaltaklanan, dalkavukluk yapan menfaat sağlamak isteyen çok olacaktır. Buraya dikkat etmek lazım, yalan söyleyen, riyakâr sahtekâr alçak tabiatlı, kaypak, hayta, münafık gibi kötü ahlakı gerektiren ve İslam ahlakına uymayan davranışlar ortaya çıkar. Şimdi dikkat edin, insanlar arası ilişkileri bu standartlar ile düzenler iseniz ne toplum güvenliği kalır, ne çalışkanlık kalır, ne dürüstlük kalır, ne namus kalır, ne şeref kalır, ne ahlak kalır, ne cinsellik kalır, ne yemek yeme lezzeti kalır, ne dünyanın lezzeti kalır. Yani bu durum fertlerden topluma kadar yayılır ve bizzat kendi toplumumuzu per perişan hale düşürür.

            "Kadınlar niçin daha fazla yalan söylerler.."  sorularının cevabına bakacak olursak, Kekeme olan hastalarda kararsızlık ve ezitasyon şeklinde kendine güvenememe olayı söz konusudur. Bu tür hastalarda, ilk kez topluluk önüne çıkarılma ya da daha  ileriki aşamalarda kalabalık içerisine girme durumlarında kekemelik başlayacaktır.

            insan ne kadar duygusal tarafı gelişmiş ise, o derece yalan söyler.  Duygu hareket ve iradede ağır basar. Yalnız burada ayrıştırılması gerekli bir durum vardır. Duygu ve akıl beraber dengeli kullanıldığında, somut ve faydalı neticeler üretebilirsiniz. Aksi halde aklın doğru gösterdiği şeyleri yaparsanız, sebep sonuç ilişkisinde yaratılmış dünyada faydalı ve güzel şeylere ulaşırsınız. Burada söz edilen akıl, zekâ ile kombineli çalışan akıldır.  Ancak duygularınız ile hareket ettiğinizde, duygu insanın kendi kendisine söylediği yalan nispetinde insanı yanıltır. Yani kişi belli dönem inandığı gibi yaşar, sonra ise yaşadığı gibi inanmaya başlar. Bu söz ağzımızdan laf çıkıp, başkasının ağzından duyduğumuzda inanmamız gibidir.

            Zekâ geriliğinde, kişilerde durum idraki ve kendilerine göre yönlendirme yapamayacaklarından onlarda yalan söyleme yoktur. O kişiler düz bir mantıkla hareket ederler. Eğer sözel ifade yeterli ise, sözle direk harekette bulunurlar. Yeterli değilse hareket ile direkt olarak isteklerde bulunurlar. Bunların normal dediğimiz insanlardaki gibi bazı şeyleri akla ve duruma uydurma gibi yönlenimleri yoktur. Bir insanın zekâsı ne kadar fazla ve bu zekâyı kendi çeşitli isteklerine dökebilme pratikliği ne kadar seviyede var ise, o zaman isteklerine ulaşabilme yeteneği o derece fazladır diyebiliriz.

           Yalnız istek ve arzular direk veya endirekt yoldan ifade edilebilir. Direk yoldan ifade edildiğinde mevcut duruma göre isteklere ulaşırken, endirekt durumda genelde yalan ve aldatma vardır. Bu istek ve arzuların hemen hepsi insanın hayalleri ile şekillenir. Yani biz eğer hayalimizde bazı şeyleri canlandıramıyorsak o zaman o hayale kavuşamayacağız demektir. Burada bir soru daha sormak istiyorum? İnsanların hayaline ipotek vurulabilir mi? İnsan ancak gördükleri ile düşünebilir. Görmediklerini düşünemez. O sebeple dünya ticaret erbapları, özellikle ülkeleri gezerek hangi ülkede ne nasıl üretiliyor araştırmasında bulunurlar. Ama bilim adamlarının gezmesini aynı kategoride göremeyeceğim. Çünkü onlar şu dönemde turistik seyahati ön planda tutuyorlar. İnsanı sevip, insana saygı duymayanın, bilimsel çalışma yapmasının mümkün olmadığını daha önceki yazılarımızda anlatmıştık.

            Yalan söyleme, genelde kişinin zekâsına verdiği önem nispetinde, kendini büyük görmesinden kaynaklanır. Yani diğer insanlardan kendini büyük gören kşiler, başkalarını aldatma ve kandırma yolunu tercih edebilir. Aslında tuhaf bir durumdur; kandırdığı kişi insan, ama kendisi de insandır. İnsanları kandırırken, başkalarının da kendisini kandırabileceğini unutmaktadır. İnsanlar arasında yaşarken kimin zeki ve yalancı, kimin zeki ama dürüst olduğu alnında yazılı değildir. Olaylara hep kandırma ve yalan ile başlayıp devam eden kimse, bir zaman gelip te kendisinin kandırıldığının farkına varınca büyük bir öfkeye kapılmaktadır. Çünkü o sırada kendi yaptığı hatayı, daha iyi fark edebilmektedir.

          Bu sebeple dinimiz "kibirliye karşı kibirlenmek, sadaka vermek gibidir.." düsturunu ön planda tutar. Kelimeler üzerinde zekâsını kullanan bir grup insan vardır. Bunlar çok mükemmel edebiyatlar yaparlar. Mesela; Show Man olarak adlandırılan insanlar, zekâsı ile kelimeler üzerinde ikili ve üçlü ifadeler kullanarak insanları güldürme yolunu tercih etmişlerdir.

           Bu kişilerin bol miktarda yalan söyleyerek, para kazandığını unutmamak gerekir. Yine çok tuhaf bir durumdur ki; insanlar bu gibi kişilere aşırı rağbet etmekte ve büyük paralar ile onların yalanlarına alkış tutmaktadırlar. Normal şartlarda akıllı olduğunu iddia edenler, acaba neden sürü sürü yalanlarla bezenmiş bu kelime üstatlarına  bu kadar para vermektedirler anlaşılır gibi değildir.

          "Öyle söyleme hocam ya!.. Biz de biliyoruz bunun anlamsız olduğunu. Ama en azından stres atıp gülüyoruz. Rahatlıyoruz. Gülmeye ve eğlenmeye de ihtiyacımız var.." diyebilirsiniz. Aslında haklısınız. Gülmeye ve mutlu olmaya ihtiyacınızın olması normal bir durum. Fakat anormal olan şey bu ihtiyacınızı yanlış yönlere sevk ediyorsunuz demektir. Yanlış yönlenimler yanlış kazanımları peşinde getirir. Yanlış kazanımlar hatalı hafızalanmalara yol açar.  Yanlış hafızalanmalar ise kişiliğinizin gelişimini olumsuz etkileyecektir.  

             Bu yapıyı destekleyen tek bir sitem vardır. Batılı eğitim ve öğretim sistemidir. Basın yayın organları bu tip gösterimlere destek ve prim vermektedirler.  

            Yalan söylemek konusunda yazılacak çok şey vardır aslında. Hayatımız yalanlar üzerine kurulmuştur adeta. Yalanları halk arasında pembe zararsız yalanlar olarak isimlendirmekte bile olsak yalan yalandır. Toplum ciddiyetini bozar. İnsan ilişkilerini sıkıntıya düşürür.  Bu sebeplerden dolayı yalandan şiddetle kaçınmalıyız.

             "Tamam hocam anladık anlamasına da, her yerde de doğru söylenmiyor ki. Ortamın bozuk olduğu yerde dürüstlük hep olumsuz neticeler verebiliyor.." derseniz eğer biz de şu meşhur söz ile cevap veririz;

              " Her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değil."  Demek istiyoruz ki; doğru söylemenin zarar getireceği yerlerde, yalan söylemek yerine susmak en güzel davranış biçimidir.

            Yalan söylemek kişilik gelişiminin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Kişiliği gelişmeyen insanın konuşma şekli ve dil yeteneği, iyi derecede gelişmiş ise toplum içinde sözü dinlenebilen lider olabilecek vasıfta olabilir. Ama bu durum koskoca bir topluma zarar verir. Dürüst olmayan, yalanla kendi kişiliğini zedelemiş olan kişi görünüşte mutlu gibidir. Ama iç aleminde çok sıkıntı ve ızdıraplar yaşamaya mahkum kalır. Hem kendine hem topluma zarar verir.

             Yalansız ve mutluluk deryasında, muhabbetle ve  sevgiyle yüzebilmeniz dileğiyle...  

                Saygılarımla.

 

Uzm.Dr.F. Efser GÖKÇEN
Psikiyatri Uzmanıı

 

Y A S A L   U Y A R I

             "5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince, özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Fakat; paylaşılacaksa ya da alıntı yapılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.