• Ana Sayfa
  • Ön Söz
  • TMS Vakaları
  • Psikiyatri Nedir?
  • Psikiyatrist Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • Hasta Vakaları
  • Ana Sayfa
  • Hakkında
  • T M S
  • Ruhsal Hastalıklar
  • Tedavi Çeşitleri
  • Videolar
  • Müzikle Tedavi Yöntemleri
  • Beyin Frekans Dalga Boyutları
  • Kekemelik Nedir?
  • İnsan Niçin Yalan Söyler?
  • Sevginin Nitelikleri
  • Radyasyonun Manyetik Etkisi
  • Azot Sarhoşluğu
  • Rüya Nedir?
  • Bipolar Bozukluk Nedir?
  • İletişim

Hastamız Adının Ve Soyadının Yayınlanmasını İstemedi. Bize Gönderdiği Maili Siz Site Ziyaretçilerimize Sunuyoruz.

Saygılarımızla..

Uzm. Dr. F. Efser GÖKÇEN

Psikiyatri Uzmanı

27- MAYIS-2010 / Saat : 13:28

MERHABA… 37  yaşındayım.. 2 çocuk babasıyım. 16 yıldır evliyim. . Resmi bir kurumda manyetik alanın en bol ve zarar verici ortamında çalışıyorum. Bu mailimin site ziyaretçilerini sunulmasını istirham ediyorum..

Bir vesile ile 12 yıl önce Dr. F. Efser  Gökçen hocamla tanıştım. Aslında ilk defa bir psikiyatriste gidiyor olmamı kabullenememiştim.  Çünkü ben akıl hastası değildim. “Benim burda ne işim var?..” diyordum.  Çok sevdiğim ve hatırını kıramayacağım bir büyüğümün beni ikna etmesiyle buraya gelmiştim.

Bekleme salonunda beklemeye başladığım o ilk günü hiç unutmuyorum. Hastalar sırasıyla doktorun yanına girip duruma göre yarım saat ya da 1 saate yakın içerde kalıyorlardı. İçerideki bekleme  salonda bir koltuğa oturmuş çevremdeki diğer bekleyen hastaları süzüyordum.

Bir kadın ayakta bir o tarafa bir bu tarafa gidip geliyordu. Sonra balkona yakın bir koltuğun arkasında dikilmeye ve dışarıyı seyretmeye başladı. Ama yerinde duramıyordu. Sanki ortam O’nu çok germişti. Beli ki burada durmak istemiyordu. Ara ara etrafına bakıyor, sonra etrafındakileri sert bir şekilde süzüyordu.  Bir anda Doktorun sekreterine sert bi bakış fırlattı. “Şıllık!:. Daha geçen gün seni falan yerde filan kişiyle birlikte gördüm. Ne biçim karısın sen ya. Nasıl utanmaz arlanmaz birisin..” diyordu. Yanında yaşlı bir  amca O’nun kolundan tutuyor ve sakinleştirmeye çalışıyordu. “Kızım bu kadın O kadın değil. Sen karıştırıyorsun..” diyordu.  Sekreter hanımın tebessümlerini unutmuyorum. Kendisine yapılan bu hakarete rağmen tebessüm ediyordu. Yanında bulunan orta yaşlı bu adam bu kadını sakinleştiremiyordu.

Sekreterin bu hakaret karşısındaki metanetine hayran kalıp şaşırmış bir halde baktım. Sekreter hanım benim neden şaşkın olarak kendine baktığımı anlamış olacak ki “Şizofren hastasıdır kendisi. Yine ilaçlarını almamış anlaşılan.. “ dedi tebessümle.

Hemen oturduğum koltuğun yanı başında kısa sakallı genç bir delikanlı bana sokuldu. “Pardon sizin rahatsızlığınız neydi?” dedi.  Belli ki O da benim gibi ilk  defa gelmişti. “Valla bende bilmiyorum ama benim durumumu fark edenler rahatsız olduğumu söylediler ve beni ikna edip buraya getirdiler..” dedim.

Kısa sakallı, orta boylu bu genç adam biraz garip davranıyordu. Yarı ciddi, yarı melankolik bir davranışı vardı. “Pardon siz ne iş yapıyorsunuz?..” dedim.  “İmamlık yapıyorum.. “ dedi. “Peki sizi buraya getiren nedir?..” dedim.  “Ben cemaatin karşısında namaz kıldırırken sesli Fatiha okuma esnasında falan surenin başına gelince şaşırmıştım. Cemaate rezil oldum. Şimdi bütün namazlarda sesli Fatiha okuyacağım zaman aynı yere gelince panikleme başlıyor ve aynı kekelemeyi yapıyorum. Bir panikleme sarıyor beni. Artık cemaatin alay konusu oldum resmen..”  dedi.

Ben şaşırmıştım.  “Bu adam manyak olmalı “ diye düşündüm. ”Senin bu durumuna doktor ne yapabilir ki!..”  diye geçirmiştim içimden. Sonra sustum ve adamla muhatap olmadım.

Ben bu sefer başka biri üzerinde yoğunlaşmaya başladım. Karşı koltukta oturmuş bir kadın robot gibi karşıdaki duvara bakıyordu. Gözleri yerinden fırlayacak gibiydi. Sanki biri dokunsa sinirinden patlayacak gibi öylece duruyordu.

Ortam beni açıkçası germişti. “Benim bu manyakların içinde işim ne yahu. Ben kafayı yemiş bir akıl hastası değilim ki..” diyordum. Neredeyse oradan kaçmayı düşünmüştüm. Sıra bana geldiğinde “M.K.  bey. Buyurun sıra sizin..” denildi. Uzunca bir koridordan doktorun bulunduğu odaya doğru ilerlemeye başladım. İçeri girmekle girmemek arasında gidip geliyordu düşüncelerim. Hatta buradan kaçmakla ilgili beynimi kemiren düşüncelerimi zor zapt ediyordum.  Zoraki içeri girdim. Dr. Ayağa kalkmıştı. “Hoş geldiniz.” dedikten sonra elini uzattı. Tokalaştık.

        “Buyurun şöyle oturun lütfen..” dedi.  Ben oturdum. Doktoru baştan aşağı süzmeye başlamıştım. Mütevazi ve mütebessim bir yapısı vardı. Ses tonajı sakin ve kendinden emin, hatta beni bile kendine güvendirecek kadar ikna edici  bir tonajdaydı. Üstelik içeri girdiğimde ayağa kalkması ve “Hoş geldiniz..”  demesi bile beni onure etmişti. İlk defa gördüğüm bu adama hemencecik içim kaynamıştı.

         Önce ismimi, ne iş yaptığımı, kaç yaşında olduğumu vs. sordu. Masasının üzerinde benim verdiğim cevapları bir karta not alıyordu.

         “Şikayetiniz nedir?..” diye sorduğunda açıkçası afallamıştım. Aslında herhangi bir şikayetim yoktu. Çevremdeki insanların, benim agrasif ve sinirli olduğumu, aile problemlerimden dolayı herkese kırıcı davrandığımı bana söylediklerini ve beni ikna edip buraya getirdiklerini söyledim.

          Sanki beni konuşturuyordu ama konuştuklarımdan ziyade mimiklerimi, el kol hareketlerimi, bacaklarımın bir türlü yerinde duramayıp da hareketlerini izliyor gibiydi. Belki de  fiziksel ve ruhsal manadaki dışa yansıyan taraflarımla ilgileniyordu.  

          Sonra bir iki soru daha sordu. O’nun sorduğu sorulara göre ben cevap verirken “acaba şimdi benim neyime dikkat ediyor ki bu adam” diyordum.  Hatta ara ara “Pardon hocam şu an beni sanki deniyor ya da test ediyor gibisiniz?..”  dediğimde gayet sakin bir ses tonajıyla “Benim sizi test ettiğimi ya da denediğimi nasıl anlayabildiğinizi sormamda bir  sakınca yoktur umarım..” dedi ve tebessümle vereceğim cevabı bekledi. 

          Açıkçası nasıl bir cevap vereceğimi bilemez duruma gelmiştim. Çok zekice bir soru sormuştu. “Mimikleriniz, soru sorma şekliniz ve beni sanki baştan aşağı süzüyormuşçasına inceleyişinizden..”  dedim. 

          Sonra soruyu değiştirdi;  “Mesleğiniz neydi?..”  diye başka bir soru sordu. “Bilgisayar yazılımı ve donanımı ile alakalı bütün işler diyebilirim..” dedim.  “Peki çipler ve yongalar hakkında ne düşünüyorsun?.. “ diye bir soru daha sordu.  “Hocam ne alaka yahu. Yani benim rahatsızlığımla agrasifliğimle çipin yonganın ne alakası var?..”  dedim. Tatlı bir tebessümden sonra “Dikkat ederseniz mesleğinizle alakalı bir soruya geçtiğimde sinirleniyorsunuz.. “ dedi.

 Hayret ettim. Gerçekten odak noktayı tespit etmişti. İşyerinde bana bilgisayarla ilgili şikayetler geldikçe agrasifleşiyor, sinirleniyor ve “Defolun gidin lan. Başlarım sizin bilgisayarınıza da arızanıza da ..” dememek için kendimi zor tutuyordum. Bıkmıştım arızalardan sorunlardan.  Görevimi icra ederken şikayetleri makul karşılamalıydım ama yapamıyordum.  Sinirlerimi içime ata ata artık hastalık halini almış olacak ki kendimi depresyona sokmuştum.

Doktorla aramızda bir saate yakın terapi yapmıştık.

Bir kağıt çıkardı. Reçete olmalıydı. Bir iki ilaç ismi yazdı.  “Şimdi sizden bir ricam olacak. Bu yazdığım ilaçları on gün boyunca kullanacaksınız. On gün sonra tekrar sizi bekliyorum. Kesinlikle bu ilaçları on gün bırakmayacaksınız. Bu konuda bana söz vermenizi istiyorum..”  demişti.

Öyle bir konuşma ve rica şekli vardı ki kırmak ya da itiraz etmek mümkün değildi. “Peki hocam. Kullanacağım ve 10 gün bırakmayacağım..” dedim. 

“Başka söylemek istediğiniz bir şey var mı?..” diye sordu. Biraz düşündüm ve “Hayır hocam sanırım yok.”  dedim. “Peki o zaman on gün sonra bu ilaçları bırakmamış ve kullanmış olarak sizi buraya bekliyorum.” dedi ve ayağa kalktı. Tekrar tokalaştı.. “Geçmiş olsun “ dedikten sonra beni uğurladı kapıdan.

Tekrar salona geçtim. Ücretimi sekreter hanıma ödedikten sonra benim buraya gelmeme vesile olan abinin yanına gittim. Bana bu abi “Sen bir bekle ben doktorun yanına gidip geleyim” dedi.  Doktorun yanına gitti ve beş dakika sonra geldi. 

“M.K. bey. Doktor bana bir şey söylemedi. Biz O’nunla anlaştık. O ne yapacağını biliyor..  dedi bana ne konuştuğunuzu rahatsızlığın ne olduğunu söylemedi.” dedi.

Bu durum çok hoşuma gitmişti. Çünkü benim herhangi bir rahatsızlığım varsa bunun başkaları tarafından bilinmesini asla istemezdim. Dr. Beni öyle tetkik etmişti ki anlaşılan aramızda konuştuklarımızı en yakınına bile söylememişti. “Biz O’nunla anlaştık..”  demiş ve göndermişti.

Gerçekten bu doktora içim iyice kaynamıştı.

Eve geldiğimde ilaçlarımı almış olarak ilk geceden kullanmaya başladım.

Birinci gün, ikinci gün…. Derken 7. güne kadar kullanmaya devam ettim. Ama ilaçlar sanki ters etki yapıyordu. İlk defa böyle bir ilaç kullanıyordum. Muayene parası diye o kadar para vermiştim. Bir de bu ilaçlara para vermiştim ama resmen delirecek gibi olmaya başladım. “Nasıl olsa on gün sonra doktorun yanına gideceğim. Bunun hesabını soracağım. Bu kadar parayı bunun  için mi verdim ben bu doktora ..” diye  resmen ne yaptığımı bilmez şekilde senaryolar kurmaya başladım. Ev sıkıyordu. İşyeri sıkıyordu. Yerimde durmak istemiyordum. Sinir ve stres sıkıntıyla beraber hat safhadaydı.

Neyse söz vermiştim ve sözümde duracaktım.

Artık onuncu günü tamamlamak üzereydim. Tam onuncu günü sabah evden çıktım. İşime gidiyordum. Ama işime giderken hayatımda ilk defa bir güzellik yaşıyordum. Kuş seslerini ilk defa bu kadar güzel fark ediyordum.  İlk defa havanın kokusunu, etraftaki çiçeklenmiş iğde kokularının güzelliğini fark ediyordum.

Hep her an beni çekemeyen bir düşmanımla karşılaşabilirim düşüncesiyle spor ayakkabılarımı ve kavga çıkarsa rahat hareket edebileceğim spor elbiselerimi giyerdim. Ama bu sabah sanki etrafımda herkes bana dost olmuştu. Hiçbir tane bile düşmanım yoktu.

İşime gittiğimde arızalı bilgisayarlara özenerek ve severek bakmaya ve arızalarını gidermeye başlamıştım. İşini yapamayan biri öyle sinirlenmişti ki “Bu nasıl iş kardeşim ya. Niye tam önemli işimin ortasında bozulur bu lanet bilgisayar?..” diye bana çıkışıyordu.  Durduk yere kendi bozduğu bilgisayarı bana çıkışarak anlatan kişiye önceden olsa haddini bildirirdim. Dövmeye bile kalkardım. Oysa şimdi adamcağızı öyle sakinleştirmiştim ki. “Güzel abicim  bu alet kul yapısı. Bozulabilir. Hemen yaparım ben şimdi. Sen şöyle bir gez sakinleşmeye çalış..” dedim.

Artık sinirlenmiyordum. Ellerim sinirden titremiyordu. Üstelik sinirli insanları ben yatıştırıyordum. Az önce beni yiyecekmiş  gibi davranan kişi işini hallettiğimde bana mahcup bir şekilde “Ya kusura bakma sana da sert davrandım. Teşekkür ederim. Çok güzel olmuş eline sağlık “ demişti.

Kendime şaşırıyordum.  Eskiden bana sert davranan birinin işini yapmak şöyle dursun bir de adamı perişan etmeden öcümü almadan bırakmıyordum. Oysa şimdi melek gibi biri olmuştum.

Yoldaki çocuklar,  koşuşturup duran insanları ilk defa fark ediyordum. Oysa ben bu yoldan işime devamlı gider gelirdim. Bu gün bir başka güzeldi her şey. Hayatımda ilk defa bu kadar mutlu oluyordum.

Yolda bir tanıdık gördüğümde tebessümle ve sakinlikle karşılamaya başlamıştım. Önceden kin güttüğüm kişileri bile şimdi affediyordum. Sevecenlikle karşılıyordum.

Evde eşimin en ufak hareketine ya da konuşmasına sinirlenip sağı solu kırıp dağıtan ben,  ilk defa eşimi bu kadar sevmeye başlamıştım.

         Mutluluk buydu demek ki. İlk defa mutlu oluyordum.

         Akşam saati yaklaşınca onuncu günü tamamladığım için Doktorun yanına gittim. “Nasılsın?. Düzelme var mı? “ diye sordu.

         “Hocam bu on gün boyunca size çok kızmıştım boşuna para ödediğimi düşünüp bunun hesabını sormayı düşünüyordum. Şimdi onuncu gün ve ben hayatımda ilk defa bu kadar mutluyum. Melek gibi oldum. “  dedim. 

         Tebessüm etti.. “Sevindim. Çok güzel o zaman.. Bu ilaçlara 6 ay devam edeceksin. 6 ay sonra yine görüşelim olmaz mı “ dedi. 

         “Tabi ki hocam ..” dedim. Oradan ayrılmıştım. Hayatımın en güzel 6 ayını yaşadım. Hayat ilk defa bana bu kadar şahane ve bu kadar muhteşem geliyordu.  Sanki bütün güzellikler beni kucaklıyordu.

          1-2 sene sonra ilacı pat diye bırakmıştım. Hiç de iyi yapmamışım. Doktoruma gitmeliymişim ama iş işten geçmişti. Bu sefer prof olan psikiyatristleri araştırdım internetten. Bir sürü psikiyatriste, hatta hipnoterapiste gittim. Devlet hastanelerinde ün yapmış doktorlara gittim.  Tanıdıklar vasıtasıyla başka doktor arayışlarına girdim. Hiç birinden fayda görmedim. Bir kere davranışları ve terapi esnasındaki konuşmaları bile can sıkıcıydı. “Hocam bu ilacı bana yazdınız ama  daha fazla bekleyecek halim kalmadı hemen etki gösterir mi?” diye sorduğumda “Biz burada bakkaldan peynir vermiyoruz kardeşim. Bunu kullanacaksın işte..”  diye çıkışanları bile vardı. Zaten tamamen dibe vurmuş haldeyken bu devlet hastanesindeki doktorun bana bu çıkışması iyice rencide etmişti.

         Bu defa başka bir doktora gittim. Çok iyi bir doktor olduğunu söylediler. Uzman bir psikiyatristti. Odasına girdim. “Evet sıkıntın ne “ diye sert bir soru sordu kaşlarını çatarak.  “Hocam bir sürü ilaç kullandım. İlk başta hafif ilaçlarla başladım sonra gittikçe ağırlaştı ilaçlar. Ben açıkçası tedirgin olmaya başladım. Yeşil reçeteye doğru gidiyorum galiba.. “ dedim.. 

          Doktor bana ilaçları kağıt üzerine yazarak yeşil reçeteli nin de normalde bu ilaçlar gibi olduğunu tedirgin olmama gerek olmadığını söyledi. Ben itiraz etmiştim. “Ama ben araştırdım hocam. İnternette hepsinin yan etkisine bakıyorum ben” dedim. Adam sinirlendi bana dedi ki “Lafı …….. ndan anlama. Ben sana ne diyorum sen bana ne anlatıyorsun?” diye küfürlü bir şekilde çıkıştı. 

          Şöyle bir baktım adamın yüzüne. Anlaşılan bu adamın benden daha çok ilaca ihtiyacı vardı. Bir kere adamın kendisi hastaydı. Hasta adam beni nasıl iyi edecekti ki. Parasını bile vermeden çıktım oradan.

           Her bir seneden sonra ilaçlarım değişiyordu. Verilen her ilacın yan etkilerine ve bu ilacı daha önce kullanmış kişilerin yorumlarına bakıyordum internetten. Hele hele onları okuyunca daha da karamsarlaşıyordum.

           Belki de ileride artık yeşil reçeteli ilaçlara daha sonra da kırmızı reçeteli ilaçlara geçecek ve ilaçsız asla yaşayamayacaktım. Hep bu korkuyla yaşamaya başlamıştım.

           12 senedir ilaç kullanıyordum. Bir ara halsizlik şikayetiyle dahiliyeciye gittim. Kullandığım ilaçların karaciğerimi çok yorduğunu ve bu ilaçları değiştirmem gerektiğini söyledi. Zaten iyice karamsarlaşmış olan ben hemen o hastanedeki psikiyatriste gittim.

            Doktora derdimi anlattım. “Karaciğerden yıkılan bu ilaçların böbrekten yıkılanları da var. Seninkini önce yavaş yavaş bıraktıralım sonra başka ilaca geçelim..” dedi. Kabul ettim. 1.5 ay sonra başka ilaca geçmiştim. Ama bu ilacı kullanmaya başladıktan 20 gün sonra ağlama krizlerine yakalanamaya başlamıştım. En ufak bir duygusallıkta ağlıyordum. Sebep olması gerekmiyordu ağlamam için. Bir şekilde hüzünleniyor ve ağlıyordum.  O doktora tekrar gittim. “Hocam 20 gün oldu ben hala kötüyüm ağlama krizlerine giriyorum..” desem de “sen devam et düzeleceksin..” diyordu. İlk başta “15 gün sonra düzene gireceksin” diyen bu doktor “20 gün sonra düzene girersin” demeye başladı. 20-25 derken bir ayı geçti. Ben gittikçe kötüye gidiyordum.

            Evde kendimi bir odaya kapatıyor, sonra dışarı çıkıp ıssız ve tanıdık olmayan yerlerde gezmeye başlıyordum. Yaşamak istemiyordum. Ama ölmekse sorunları çözmüyordu. Ne yapacağımı ne edeceğimi bilemiyordum.

            Tekrar kendi doktoruma gitmeye karar verdim. Başka çarem kalmamıştı çünkü. İlaç kullanmaktan da korkmaya başlamıştım. Bağımlılık yaptığını düşünüyordum. “İlaçsız yaşayamayacağım galiba.. Alıştırdım kendimi bu ilaçlara” diyordum. 

           İşimden istifa etmeye ve boşanmaya  karar verdim. Buralardan çekip gidecektim. “Tanınmadık ve yabancı bir yerlerde yeni bir hayat kurarım belki..” diyordum. Bu halde hayat kuramasamda benim yüzümden çocuklarımda halimi görüp üzülmezlerdi en azından.

            Dr. F. Efser Gökçen hocam beni dinledi. Kullandığım ilaçları biliyordu. “Hocam İşe gitmek istemiyorum. Kendimden korkar haldeyim. Hiç böyle olmamıştım. “ dedim. Ve ağlama krizine girdim. Kendimi tutamıyor ve ağlıyordum.

           Efser Hocam  bana bir iki ilaç yazdı. “Bu reçeteyi al ve bu ilaçları kullan. Kesinlikle işe gitmeye başlayacaksın. Düzeleceksin merak etme.” diyordu.

           Eve geldim. İlaç 4 günde etkisini göstermeye başlamıştı. 5. gün işe gitmeye başladım. Ellerimdeki titremeler geçmemişti. Durumu Efser hocama söyledim. Yanında bir ilaç daha verdi.

           Şimdi iş yerimde canavar gibi çalışıyorum. Hayatım tekrar düzene girdi.  Ayrıca TMS yi defalarca araştırıyordum.  Efser Hocam bana TMS yi tavsiye etti. Ama henüz kendimi toparlamam için ilaçla düzene girmemi istemiş olacak ki fazla zorlamadı. Efser Hocamın bu yönünü çok seviyorum. Hiç kırmadan incitmeden yardımcı oluyor ve insan hayatına değer veriyor. Para onun için ikinci planda. O’nu en çok mutlu eden şey hastalarını iyileşmiş olarak görmesi. Onların sağlığına kavuştuğunu görmesi. Bu durum Efser hocamı gerçekten sevindiriyor. Ve bu mesleği severek icra ettiği her halinden belli oluyor.

           Teşekkürler Hocam. Allah bütün zorluklarınızda size yardımcı olsun. Bu günkü şu kazandığım sağlığımın düzene girmesine vesile olduğunuz için ne kadar minnettarım bilemezsiniz.

           İnanın insan sağlığı hiçbir pahayla boy ölçüşemez. Bacakları doğuştan olmayan bir arkadaşım var. Bana diyor ki “Abi hayatta hiçbir şeyim olmamış olsaydı da sadece şu bacaklarım olsaydı, inan dünyanın en mutlu insanı ben olurdum..” diyor..

           Hele hele intiharın eşiğine gelmiş o kadar kişiyle tanıştım ki, bu halet-i ruhiyeden kurtulmak için nelerini feda etmek istiyorlar nelerini.

           “Son model arabam var, tribleks evim var. Eşim, çoluğum, çocuğum var. Ama sağlığım yerimde değil. Ruhsal problemlerim var. Sağlığım olmadıktan sonra bu variyetlerin benim gözümde hiçbir değeri yok. Banklarda yatan bazı kişilerle tanışıyorum. Ama adamların yiyecek ekmekleri bile olmamasına rağmen benden daha mutlular. Sokakta gördüğüm bazı deliler bile benden daha mutlular. Belki deli diyorlar ama onlar kendi dünyalarında benden çok daha mutlular.  Her şeyimi fakir fukaraya dağıtıp bu dünyayı terk etmek istiyorum. Çünkü yaşamak istemiyorum..” diyen onca insana rast geldim.  

          Ama bu rast geldiğim insanların içinden kendi problemlerini çözen ve sağlığına kavuşanlarının çoğunun,  bu durumun kesinlikle bir rahatsızlık olduğunu kabul etmiş ve daha sonra da doktora gitmeyi kabullenmiş  olanlar olduğunu  gördüm.

           Kimileri fakirlikten şikayetçi, kimileri zenginlikten. Kimileri madde bağımlısı olduğundan.  Kimi eşinden, kimi çocuklarından şikayetçi. Ama bu şikayetlerine çözümü sadece bir mucize arayışlarıyla çözmeye kalkıyorlar. 

           Oysa insan öyle mucizevi bir varlık ki şu hayatta problem olarak gördüğü ne varsa hepsinin çözümü aslında o problemin içinde saklı olduğunu böyle değerli hocalarımın terapileriyle ortaya çıkıyor ve çözümünü sunabiliyorlar.

          Hele hele internette forum sitelerinde yayınlanmış olan hastaların ilaç hakkındaki görüşlerini baz alarak kendilerini karamsarlığa sokan hastalar varsa onlara en büyük tavsiyem şu olacaktır;  ”Ben bana verilen ilaçların  hep bu zamana kadar prespektüslerini okur, internette bu ilacı daha önce kullanmış kişilerin görüşlerini okur ve ona göre kendimi daha da kötüye iterdim. Karamsarlığım daha çok artardı. Şimdi ise doktoruma güvendiğim için hiç kimsenin görüşü beni enterese etmiyor. Çünkü onların anlattığı hiçbir olumsuzluğu ben ilaç kullanırken yaşamadım. Doktorunuz sağlamsa O zaten sizi sizden daha iyi anlıyor ve ona göre reçete sunuyor.  Siz sadece O doktorunuzun dediğini yapın yeterli. “

          Ha bir de şöyle bir notum olacak;

         " Ben Doktoruma ilk gittiğim zamanda bütün her şeyimi anlatayım ki benim rahatsızlığımı daha iyi çözsün." diye aklıma gelen her şeyi, yaşadığım her şeyi anlatmaya çalışırdım. Yanlış yaptığımı yeni anlıyorum. Siz sadece sizdeki rahatsızlığınızı kısaca anlattığınızda O sizi sizden daha iyi anlıyor zaten.

          Hani arabanızın motorunda bir arıza olduğunda siz motor ustasına gidersiniz. Motor ustası size "problem nedir?" diye sorduğunda siz cevap olarak "Valla dün akşam istanbul'dan bir çıktım yola, ordan Eskişehir'e gelince falan çukura girdim, 3 km sonra 80 km hızla bir çukura girdim. Daha sonra 50 km hızla köprüye dönen viraja girdim." şeklinde siz motorcuya anlatırsanız motorcu size güler. Bu adam zaten usta. "Motordan ses geliyor" demeniz yeterli. O usta zaten bu motorun arızasını sizin uzun boylu anlatmanıza gerek kalmadan anlayacaktır. Ve arızasını tespit edecektir. Bu yüzden doktora gittiğinizde siz rahatsızlığınızın ne olduğunu söyleyin yeterli. Doktorunuz sizi sorularıyla zaten istenilen noktaya yönlendirecektir.   

           Bu sebeple tüm minnettarlığımla birlikte hocama meslek hayatında tekrar başarılar diliyorum.

          Allah ilmini ve ferasetini geliştirsin. Ebedi yardımcısı olsun inşallah.