• Ana Sayfa
  • Ön Söz
  • TMS Vakaları
  • Psikiyatri Nedir?
  • Psikiyatrist Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • Hasta Vakaları
  • Ana Sayfa
  • Hakkında
  • T M S
  • Ruhsal Hastalıklar
  • Tedavi Çeşitleri
  • Videolar
  • Müzikle Tedavi Yöntemleri
  • Beyin Frekans Dalga Boyutları
  • Kekemelik Nedir?
  • İnsan Niçin Yalan Söyler?
  • Sevginin Nitelikleri
  • Radyasyonun Manyetik Etkisi
  • Azot Sarhoşluğu
  • Rüya Nedir?
  • Bipolar Bozukluk Nedir?
  • İletişim

 

              Hayatın zaman zaman,  anlamsız, gereksiz, sıkıcı olarak algılandığı ve bunun depresyon ile eşdeğer olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir. Halüsinasyon görme, bazıları tarafından üstünlük vesilesi, bazıları tarafından kendi kendine yabancılaşma, bazıların tarafından ise korkutucu olarak algılanır.Aslında bu durum hayal dünyasının yansımasıdır. Kişi tarafından görülen ve duyulan her şey, aslında bir şekilde öncesinden yakın ve uzak zamanda yaşanmıştır. Nadir olarak hiç yaşanmamış olaylar görülüp, duyulabilir. .

                Şu anki bilimsel gerçekler, halüsinasyonun nasıl gerçekleştiğini materyal olarak  açıklamaktan acizdir. Şimdi biz burada elektromanyetik olarak anlatmak bu duygu durumu açıklayacağız. Şu ana kadar bu anlatılacaklar, akılcı bir yöntemle bile olsa,  hiç kimse tarafından tam manasıyla  araştırılıp anlatılmamıştır.

                Halüsinasyon nerelerde, ne şekilde  ve hangi maddelerin vücuda alınması sonucunda görülmektedir. Önce bunun mantıksal bir izahının yapılması gerekir. Sentetik maddeler içinde en sık LSD ve muadilleri bu işi yapma konusunda birebirdirler. Esrar ve diğer uyuşturucu maddeler, vücuda alındıktan belli  bir süre sonunda halüsinasyon oluşumunda rol alırlar.

                  Psikiyatrik hastalık seyrinde ise, özellikle şizofreni ve benzeri psikotik denilen gerçek hayattan kopan insanlarda  halüsinasyon görülür. Özellikle çarpık ve detayları çok aşırı belli olabilen korkutucu yabancı cisim algı bozuklukları halinde seyreder.

                Ameliyat sırasında kullanılan atropin ve benzeri antikolinerjik  ilaçlarda,  belli yaş üstündeki insanlarda kullanılırsa,  halüsinasyona sebebiyet verebilir. Bunlar genelde bilinç karışıklığı ile beraber seyrederler.

                Asıl en önemli olan halüsinasyon şekli; azot sarhoşluğu  esnasında görülenidir. Genellikle 50  metre derinlikteki denizin altına dalan dalgıçlarda  halüsinasyonlar ile beraber seyreden  azot sarhoşluğu oluşur. Belirtileri, sahte bir mutluluk, kısmi bilinç kaybı, hesap hataları yapma yada hiç yapamama gibi durumlardan ibarettir. Bununla beraber, estezi adı verilen uyuşukluklar  baş gösterir. Bu durum ölüme kadar götürebilir.

               Şimdi bu durumda merak konusu olan asıl meseleye gelelim;

               1-  Azot sarhoşluğu belirli derinlikten sonra ( Kanda veya beyinde azot fazlalığı olduğunda ) dalgıçlarda neden halüsinasyona sebebiyet vermektedir?

                2-  Eğer bu derinlik ve daha da aşağısı azot sarhoşluğuna neden oluyorsa, penguenler her gün 100-150 defa yaklaşık 150 metre derinliğe daldıkları halde, neden dalgıçlardaki gibi bir  azot sarhoşluğu ya da  azot embolisi gibi durumlarla ve ölümlerle karşılaşmazlar?  

               Yukarıdaki soruların cevaplarını mantıksal ve bilimsel olarak bulabileceğinizi açıkçası sanmıyorum.

               Kitabı bilgilerde penguenin 50 metreden sonra yatay çıkış yaptığı bildirilmektedir.  Fakat bu süre zarfında kanında erimiş azotu tahliye etme imkânı yoktur. Azot yüksek basınçta iken, kanda eridiği iddia edilmektedir.  Böyle bir durumda,  kanda erimiş azot gaz haline henüz geçmemiş olmasına rağmen azot sarhoşluğu yapar.

              Hatta bazı uzun süreli ameliyatlarda hasta, narkozla beraber verilen azot peroksit tarafından aynı sarhoşluğa uğramaktadır.  Azotun fazlalığının silisyum ile beraber, iletiyi ciddi olarak artırdığını bilmekteyiz. Bu durumda elektriksel iletiye sahip olan diğer canlılarda bulunan maddelerin de aynı şekilde iletiyi artırdığını düşünmekteyiz.

                Elektronikte MOS (Metal, Oksit, Silikon) diye adlandırılan bir transistor çeşidi vardır. Bu transistorun  üç ayağı vardır. Üç ayaktan birisi enerji girişi, ikincisi enerji çıkışı, üçüncüsü  geyt denilen kontrol ucudur. Diğer transistorlardan farkı   0,45 volt ile tetiklenmesi  ve  geyt  ucunun  kondansatör ile hassas halde tetiklenmesidir. Cihazlarda statik elektrik birikimi, geyt ucundaki çok ufak değerlere sahip kondansatörü yakabilir. Bu ucun yanması, daha sonraki elemanların sürekli enerji geçişi ile yanmasına sebep olacaktır. Hatta kendini de yakar kavurur. Geyt ucundaki  hassasiyet değiştirilerek, algı şiddet ve frekanslarında değişim yapılabilir.

                İnsan beyninde de aynen yukarıdaki gibi, çeşitli  nörotransmitterler ile hassasiyet ayarı yapılarak hepimizin istediği dördüncü boyuta geçiş yapılabilir. Çünkü algı frekansları ile oynandığında, algılama objeleri değişmiş olur.  İnsan beyninin kontrol düzeneği de  aynı bu anlatılan şekilde çalışmaktadır. Bu şekilde çalışıyor olmasının ispatı ise, yüzeysel ağrı ile derin ağrıyı yok edebilirsiniz. Veya beynin bir bölgesi aşırı çalışıyorsa diğer bölgeleri çalışamıyor anlamına gelmektedir.

               Bazı halisünojen maddeler bağlandıkları reseptörler kanalı ile kablolamadaki ileti şekillerini ve yönlerini belirlerler. Fakat yüksek frekans, daha çok akım geçmesine yol açacağından, alt seviyelerde yanıklara yol açacaktır.

                Beyinde görsel işitsel ve diğer duyu organlarına ait bölgelerden gelen veriler, referans ve aynalama yapılan yer olan iki beyin orta birleşim yerinde potansiyel farkı olarak yorumlanır. Bu yorumlanış algı biçimini belirler. Çeşitli hatlarda yanık veya ileti problemi varsa, ya olmayan şeyler halüsinasyon şeklinde algılanır ya da  yanlış algılama denilen illüzyon şeklinde olur. İllüzyonda akıl ve mantığın getirdiği bilgiler beyinde yorumlanarak, bu şekildeki algıya yol açar.

                Epilepsi hastalarında, oluş yerine göre başlangıçta aura dönemi denilen halüsinasyon şekli görülebilir özellikle temporal  epilepsi şeklinde hep belli şekil veya kişi görmek şeklinde halüsinasyon görülebilir. O bölgede aşırı bir voltaj ve onun getirdiği çevresel uyarılma eşiğinin düşmesi söz konusudur.

                İnsanın görüp duyduğu ve algıladığı her şey mutlak doğrudur. Yanlışlık olmaz.  Olaylara böyle bakılırsa psikoz denilen akıl hastalığının düşünce şeklini daha kolay anlamamız mümkün olacaktır. Bu anlatıların hiç birinde duygu yoktur. Çünkü duygu elektriksel değil, manyetik algı biçimindedir. Duygu fazla olduğunda üretilen elektrik daha fazla olacağından ürettiği işin verimi de o kadar  çok olur.

                İlmin aslı sevgidir. Bu da ancak din ile olur.

                Saygılarımla.

 

Uzm.Dr.F. Efser GÖKÇEN
Psikiyatri Uzmanıı

 

Y A S A L   U Y A R I

             "5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince, özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Fakat; paylaşılacaksa ya da alıntı yapılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.