• Ana Sayfa
  • Ön Söz
  • TMS Vakaları
  • Psikiyatri Nedir?
  • Psikiyatrist Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • Hasta Vakaları
  • Ana Sayfa
  • Hakkında
  • T M S
  • Ruhsal Hastalıklar
  • Tedavi Çeşitleri
  • Videolar
  • Müzikle Tedavi Yöntemleri
  • Beyin Frekans Dalga Boyutları
  • Kekemelik Nedir?
  • İnsan Niçin Yalan Söyler?
  • Sevginin Nitelikleri
  • Radyasyonun Manyetik Etkisi
  • Azot Sarhoşluğu
  • Rüya Nedir?
  • Bipolar Bozukluk Nedir?
  • İletişim

         Gıdalar vücudumuzun temel ihtiyaçlarındandır. Yiyecek ve gıda almadığımızda, geri dönüşümlü olarak, 1 haftaya kadar herhangi bir bozukluk olmadan hayat devam ettirebilir. Ancak bu sürede su ve tuz alımının devam etmesi gerekir. Eğer tuz alımı ve su alımı devam etmezse dehidratasyon denilen vücudun su ve tuz kaybı ile insanın kalp ve dolaşım sistemi, direkt olarak etkilenir. Dehidratasyon denilen su ve tuz kaybı, özellikle çocuk yaş grubunda ve yaşlılarda önem arz eder. Damar içinde su ve tuz tutumu, proteinler ile yapılmaktadır. Proteinlerin temel taşı da amino asitlerdir. Amino asitler, azot ve karbon atomlarının dizilimi ile oluşur. Organizma bir takım amino asitleri kendisi sentezlerken, bazılarını dışarıdan alma zorunluluğu taşır.  Dışarıdan aldığı veya alamadığı amino asitler, aslen canlının manyetik akısının taşıyıcılarıdır. Reseptör denilen ve son ürün anlamında, sentezlenen yapıların elektromanyetik yapısı aslen iş yapma kapasitesine sahiptir. Aksi halde elektromanyetik yapısı bozulan gıdanın bedene faydadan çok   zararı olur. Sebebine gelince; elektromanyetik yapısı bozuk olan gıdanın, DNA'sındaki yazılım şifresine göre canlıya vereceği etki farklı olur.

            Bunun ispatı olarak şu delili sunabiliriz; Deneysel ve laboratuar şartlarında sağlığa zararlı olduğu bilinen kolesterol ve kan yağları gibi besinlerin  mutlaka damar sertliği,  damar tıkanıklığı yapmadığı konusunda araştırmacılar bir şey söyleyememektedirler.

 

            Başka bir ispat ise şudur; Normal şartlarda bir karton sigara, akciğerlerde yaklaşık 4 gr. saf katran bırakmaktadır. Sigara tiryakilerinin içtiği sigaranın bıraktığı saf katran bu hesaba göre  akciğerlerin ağırlığının birkaç misli ağırlıkta olması gerekir. O zaman, bu saf katran, canlı vücudundan atılamayacağına göre nereye gitmiştir. Tabi biz bunları izah ederken, sigaranın zararsız olduğu anlaşılmasın. Sigara elbette zararlıdır. Ancak bu saf katran nereye gitmiştir?..

Şimdi asıl konumuz olan gıdaların manyetik yapısına gelelim. Normal şartlarda bitkiler hava ile topraktaki azotu kullanarak fotosentez yaparlar. Güneş ışığı ile karbonhidrat, yağ veya protein üretirler.

Güneşin ısı etkisi ile yapılan bu yazılım, o gıdayı alıp sindiren canlıya kendindeki  yazılımı kopyalar. Burada çok önemli ve bilinmeyen bir konuya temas etmek istiyorum;

Genelde bayat ve çok uzun süre ısıtılıp soğutulmuş yemek ve gıdaların, besin değerinin düştüğü bilinen bir gerçektir. Bu gerçek, yemeğin bozulmasındandır. Ama bu bozulma moleküler bozulma ile beraber manyetik bozulmadan da kaynaklanır. Taze ve çok uzun pişirilmemiş yemeklerdeki lezzet, diğerlerine göre daha fazladır. Herhangi bir sebeple yiyeceğin, elektromanyetik yapısını nötr haline getirirseniz, o gıdanın fayda sağlayan yapısı kalmadığından, sadece posası kalır.  O da vücutta yağ olarak depolanır. Yağ olarak depolanması ise şişmanlık demektir. İnsan, iradesini kullanarak adipoz doku denilen yağ dokusunu  hiçbir şekilde harekete geçiremez. Aşırı hareket ve spor yapıldığında bu dokuya verilen dolaylı elektromanyetik  akı sayesinde zayıflama işlemi gerçekleşir.  Bundan dolayıdır ki,  yemek alışkanlığı ve hareketsizlik gibi durumlar insanda, verilen kiloların hızla geri alınmasına yol açar.

Bu araştırma daha önce herhangi bir bilim adamı tarafından yapılmış değildir. Bu araştırmanın detayında, birçok hastalığın tanımı ve beslenmedeki gözden kaçan detaylar ap açık ortaya çıkmaktadır.

 Konuyu biraz daha açalım;

Alınan gıdalar, canlıda direkt olarak hücresel manyetik yazılımı değiştirirler. Beslenme kesinlikle bu şekildedir.  Bu gıdaların canlıda meydana getirdiği etki, pozitif veya negatiftir. Mesela bazı insanların her şeye olumsuz açıdan baktıklarını bilmeyeniniz yoktur. Bu insanların her şeye olumsuz olan bakış açısını mümkün değil değiştiremezsiniz.

Şimdi burada ilginç bir örnek vermek istiyorum;

İkiz olan insanları düşününüz...

Şöyle farz edelim; Aynı şartlarda ve aynı günde doğmuşlardır. Aynı fizyolojiye sahiptirler. Anne ve babaları tarafından her ikisine de aynı şekilde davranılmıştır. Çevrelerindeki insanların aynı davranışları bu ikizler üzerinde aynı etkiyi yapmıştır.  Yani yetişme şartları ve fizyolojileri bile genetik yapıya  varana kadar tamamen aynıdır.

Yalnız bu ikizlerden biri önüne gelen yiyeceği yiyor. Özellikle temiz olsun ya da olmasın O'nun için fark etmiyor. Bayat ya da taze olması da fark etmiyor.  Hatta aşırı yemek yiyor. Ama diğeri tamamen temiz yiyecek olmasına, taze olmasına özen gösteriyor. Diğer ikiz kardeşi gibi midesini aşırı derecede doldurmamaya çalışıyor.  Bu ikizlerden birinin manyetik yapısı ile diğerinin yapısı 2-3 sene sonra tamamen farklılık gösterecektir. Birisi merhamet sahibiyken diğeri acımasız, biri depresyondayken diğeri gayet normal, biri agresifken diğeri gayet yumuşak ve mütevazi olabilecektir.  Kısaca bu ikizlerden biri diğerine göre davranış ve ruhsal yapı olarak farklılık gösterecektir.

Bu sorunun cevabını hiçbir materyalist cevaplayamaz. İşte insanın aldığı gıdanın aslının veya elde ediliş şeklinin helal ve temiz olmasının insanda pozitif duygularını, üretici olma duygularını tetiklerken, bunun tersi şeklinde beslenen kişi ise yazılımı bozuk ve eksik olduğundan, yeni şeyler üretemez. Hayata hiçbir şekilde olumlu ve mutlu bir şekilde bakamaz. Sadece inat ile baktığını söyleyebilir. 

Şimdi "..elektromanyetik yazılım nasıl ve ne şekilde bozulur?." sorusunun cevabına gelelim. Özellikle yenilen gıdaların mahiyeti konusunda çok dikkatli olmak gerekir.

Yenilecek gıdanın, nazar olarak bilinen ve  gözden çıkan ışınlardan, güneş ışınlarından, aşırı sevgi beslemiş aç kişilerin o gıdaya bakmasından kesinlikle o gıdanın elektromanyetik yazılım yapısı mutlaka bozulmaktadır.

Hal böyle olunca sahte olarak  tükürük salgısını artırıcı, asidik veya bazik koruyucularla yemeklerin lezzeti artırılmaya çalışılmaktadır.  Mesela sıradan yaptığınız şehriye çorbasına bulyon katarak lezzetlendiricilik vermeye çalışıyor olunması buna örnektir.

 

Mesela düşünün ki marketten aldığınız tavuğu evinize getirip fırında pişirmişsiniz. Getirip sofraya koymuşsunuz. Çoluk çocuk ailecek bu yemeği yerken  bir muhabbettir koyulaşır sofra başında. Çoğumuz eskilerden bahsederler ya hani. "Ya hatun... Bizim köyde hatırlar mısın; Bir tavuk keser pişirirdik. Öyle lezzetli olurdu ki. Kolu komşu o lezzetin kokusunu bile alırlardı. Hele şimdi babam gilin tarladaki domates olacaktı... Eve girer girmez burcu burcu kokardı o domatesler... Şimdiki gıdaların da tadı tuzu kalmadı.. Şu tavuğa bak. Görünüşüne bakıyorsun mis gibi.. Yiyoruz ama saman gibi.. Ne lezzeti var ne tadı tuzu..." 

Evet.. Bunlar çoğumuzun kullandığı tabirler ve muhabbetler arasında geçer hep.

İşte yukarıdaki anlatılanlara bakılırsa; şu anda  gıda sektöründeki sahte tatlar, koruyucuların bol miktarda kullanılması gibi durumlar sebebiyle,  bu gıdaları  tüketen toplumlarda aşırı şişmanlığın görülmesi bu sebepledir.

Özellikle, insanların hiç gıda almadan  en fazla  ne kadar yaşayabildiğine bakıldığında,   çok farklı değerler görülebilmektedir. Bunun asıl sebebi, insanın daha önceki mevcut elektromanyetik yapısıdır. Bu yapıyı ayakta tutabilecek,  gıdaların elektromanyetik yükleme miktarıdır. Mevcuttaki toplam elektromanyetik akı da önemlidir. Bu akı belli miktarların altına düştüğünde, canlılığın devamı imkânsız hale gelmektedir. Böylece, kendini manyetik akı miktarını aldığı gıdalar ve yaşadığı olumsuz olaylar ile bitip tüketme noktasına getiren canlıyı yaşatabilmek kesinlikle mümkün olmayacaktır. Canlının yaptığı işin şekli ve yiyeceği gıdaları alış şekli, pişiren kişinin o yemeğe bakış şekli, bu gıdanın faydalı ve zararlı olmasında etkendir.

Gıdaların besleme oranları, üzerine alabildiği manyetik yazılımla direkt olarak alakalıdır. Protein bu yazılım miktarı açısından daha fazla kapasiteye sahiptir. Bu sebeple, proteince zengin gıdalar insanı daha fazla tok tutarlar. Alkol ve alkol benzeri vasıftaki içeceklerin manyetik yazılımı hiç yoktur. Üstelik ilave olarak mevcut manyetik yazılımı da bozma etkisine sahiptir. İnsan bedeninde ruhsal açıdan kişinin dingin olabilmesi için mutlaka total elektromanyetik yük miktarının belli değerlerin üstünde olması gerekir. Uzun süre aç kalanlarda asıl olarak kan şekeri düşmesi değil elektrostatik yük miktarının düşmesi olayı belirler. Tuz tutumu dolayısıyla olmaktadır. Böbrek tubuler hücreleri denilen ve böbrek süsme fonksiyonunu belirleyen çok fazla tuz yoğunluğu oradaki hücresel yapının elektrostatik yükünden köken almaktadır. İnsanların uzun süre aç kalmalarında ilk önce tansiyon düşmesi olur. Sebebi bedendeki total tuz miktarının tutumudur. Özellikle su ve tuz kaybı ile seyir eden hastaların ruhsal yapısına baktığımızda kolu kanadı kalkmayan ruhsal olarak çökkün bir yapı sergilerler. O nedenle depresyon ve benzeri bitkinlik ile giden hastalıkların organik olarak bedenlerine baktığımızda yerinden kalkamayacak bir yapı sergiledikleri bitkin ve halsiz oldukları gözlemlenir. Özellikle uzun süren depresyonda  böbrek üstü bezi aşırı çalışıp bedendeki total tuz miktarını yükseltmeye çalışır. O nedenle idrarda  kortizol denilen madde artış gösterir. Depresyonda bedenin toplam elektrostatik yük miktarı azalmıştır. Aslında o nedenle hastaların serotonin artırıcı olduğu söylenen çikolata ve benzeri tatlı gıdalar depresyondan çıkma sebebidir.

Genelde uzun süre komada kalan kişilerde, sadece tuzlu ve şekerli serum vererek hayatiyeti devam ettirebilmek elektromanyetik yapı olmadan  mümkün olmaz. Çünkü bu durumda, genellikle belirli bir sürede  insana ne protein solüsyonu, ne de yağ solüsyonu verilmektedir. Ona rağmen insan bedeninde kalıcı değişiklik gıdaya bağımlı olarak gelişmez. Normalde şeker, "hücre içinde yakılmaktadır.." denilmektedir. Peki o zaman şeker hücrede yakılırken, elektrik üretimi nasıl olmaktadır?..  Hiç bir yayıncı veya yazar, hücrede şekerin nasıl yakıldığı ve enerjinin nasıl üretildiği ile uğraşmaz.

Şeker hastalarında görülen ensülin azlığı veya ensülin direnci yüzünden kandaki şeker miktarı artmaktadır. Bu durumda, hücre içi şeker kullanımı bozulur.

Şeker oksidasyona tabi tutulurken, aynı anda hücre içine sodyum girmektedir. Bu da hücresel elektromanyetik yapının beslenmesi ve çalışabilme enerjisini bulması demektir. Bunun aksi olursa, hücredeki elektriksel aktivite giderek azalır ve ölüm gerçekleşir. Öyleyse hücresel ölümün gerçekleşmesi demek,  elektro fizyolojik olarak hücrenin kesinlikle  aktivite gösterememesidir.

Şimdi akıları karıştıracak bir durum daha söz konusu oluyor; bir vesile ile elektro fizyolojik olarak sıfırlanmış hücresel yapı, niçin tekrar canlandırılamamaktadır. Hücrenin beslenme şekliyle alakalı elektro fizyolojik yapı konusu doğruysa,  eksik madde tamamlamasından sonra, tekrar hücresel canlılığı meydana getirebilmek mümkün değil midir?

Bu kesinlikle mümkün değildir. Çünkü bir vesile ile manyetik yazılım bozulursa o hücre grubunun, tekrar elektrik üretmeye başlaması; ancak yeni ve tekrar elektromanyetik yazılımın tamamlanmasından sonra oluşabilir. Şu anda yapılan kök hücre çalışmaları, tekrar kök hücrenin kaldığı noktadan elektromanyetik yazılımı taklit etmesi ile mümkün olmasından öteye geçmemiştir.

           Anne karnında olan çocuk, niçin 37-38 haftadan sonra anne rahminin dışına çıkma ihtiyacı ve hafızasına kavuşabilmektedir?.. İşte şu andaki bilgiler ve açıklamalar bu sorunun cevabında yaya kalmışlardır. Eserleri incelediğinizde yukarıdaki sorunun cevabını  kesinlikle bulamazsınız. Elektromanyetik yazılım, burada da etkin rol almaktadır. Bilindiği üzere genetik anlamda hiçbir çocuk annesinin veya babasının tıpatıp aynısı değildir. Yani anne karnındaki çocuk, anneden gıdalanarak  gelişen bir organizma olsa bile tamamen farklı bir bireydir. Bu birey, anne karnında yeterli olgunluğa ulaştığında  (elektromanyetik anlamda), kendinden olmayan parçayı insan organizması kendi alanı dışına atar. Böylece anne karnından çıkma programı tamamlanmış olur.

             Burada belki bir soru daha  akla gelebilir; Elektromanyetik yapıları birbirinden farklı iki ayrı cins, yani erkek ve kadın birbirini çekerken,  nasıl olur da anne karnındaki aynı cinsiyete sahip organizma birbirini iter?.. "..Farklı cinsler birbirini çeker.." demiştik.  Anne karnındaki çocuk, doğumdan sonra  belli yaşa gelinceye kadar kesinlikle erkek - kadın özelliği göstermez. Bu sebeple anne karnındaki itme ve içindeki organizmayı dışarı atmak istemesi sadece birey olma özelliğinden kaynaklanır. Yani bir anne kendi karnındaki çocuğu gelişme evresini tamamladıktan sonra, manyetik itim kurallarına göre dünyaya getirir. Anneye kendine ait bir kök hücre veya başka şekilde hücre grubu transplante(nakil) edildiğinde beslemesi bozulmamışsa mutlaka o bedende tutunur.

           Tuhaftır aynı bedenden üreyen çocuk anne ile tamamen zıt özellikler veya yazılım yüklü olmasına rağmen dünyaya gelebilir.

Netice olarak deriz ki; şu ana kadar işlenmemiş elektromanyetik yazılımlar konusunda daha çok araştırma ve deneme yapmak gerekir. Önemli olan bir diğer bir konu ise;  insan, beslenirken ve yaşarken yediği her gıda ile, yaptığı bütün hareketler ile, mutlaka ve mutlaka kendi yazılımında bir takım değişiklikler yapacaktır. Bu değişiklikler olumlu ya da  olumsuz yapılanmaya sebep olacaktır.

Kısaca insan, aldığı gıdadan yaptığı bütün fiiliyata kadar, zere kadar iyi ya da  da zere kadar kötü bile olsa karşılığını maddi ve manevi anlamda mutlaka görecektir.

Saygılarımla.

Uzm.Dr.F. Efser GÖKÇEN
Psikiyatri Uzmanı

 

Y A S A L   U Y A R I

             "5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince, özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Fakat; paylaşılacaksa ya da alıntı yapılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.